(4822 S. K. m. 1) (818 S. K. m. 101)
Taraflar arasındaki tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar
Davacı, kredi kartı borcunun 4822 sayılı yasa gereğince hesaplanması için davalı bankaya başvurduğunu, davalının yaptığı ödeme planının yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek borcunun yasa gereği hesaplanarak 12 eşit taksitte ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının 14.9.2002 tarihi itibariyle 1.582.238.704 TL borçlu olduğunun tespitine, davacının tevdi mahalli tayini ve dava sonuna kadar faizin durdurulması hakkındaki taleplerinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanabilmek için, her şeyden önce borcun kredi veren ile kredi kullanan tüketici arasında kredi kartı sözleşmesinin düzenlenmesi ve bu sözleşmeye dayanılarak verilen kredi kartı ile kredi müşterisinin alışveriş yapması ve nakit para çekmesinden kaynaklanmalıdır. Ayrıca kredi kartını kullanan tüketicinin, bu yasanın yayınlanmasından önce temerrüde düşmesi, ödenmeyen kredi kartı borcu nedeniyle hakkında icra takibi aşamasına gelinmesi veya icra takibi yapılması ve yasanın yayınlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde kredi kartı veren kuruluşa yazılı başvurusunun bulunması gerekir.
Yasanın uygulamasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir. Kural olarak Borçlar Kanununun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak + akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık %50 faiz uygulanacaktır. Bu biçimde oluşan toplam alacağa 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan anapara alacağına yıllık %50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Muamele Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerinde, Borçlar Kanununun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki anaparadan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
Somut olayda davacının 11.4.2003 tarihinde yasal sürede 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi hükümlerinden faydalanmak için davacı bankaya müracaatta bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı banka kredi kartı borcunu ödemeyen davalıya 29.8.2002 tarihinde çektiği ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini bildirip toplam 1.523.261.626 TL borcun 3 gün içinde ödenmesini istemiştir. Mahkemece 28.9.2002 tarihli ihtarda verilen süre sonu olan 14.9.2002 tarihinde davacının temerrüde düştüğü kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmiştir. Ne var ki davacının en son alış veriş yaptığı ekstrenin son ödeme tarihi 4.1.2002 ve bakiye borcu 595.710.590 TL olarak bildirilmiş ve davacı 4.1.2002 tarihinde bildirilen bu borcu ödemeyerek temerrüde düşmüştür. Davalı bankanın 4.1.2002 tarihinden kat ihtarı çektiği 29.8.2002 tarihine kadar beklemesi, bu sürenin bankacılık muameleleri açısından kabul edilebilir nitelikte bulunmaması nedeniyle doğru değildir. Davacının temerrüde düştüğü 4.1.2002 tarihi itibariyle davalı bankanın hesabı kat edip icra takibi yapma hakkının doğduğu, buna rağmen bankaca 28.9.2002 tarihine kadar beklendiği ve hesabın kat edilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak (davacının 4.1.2002 tarihinde temerrüde düştüğü kabul edilmek suretiyle) hasıl olacak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 08.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy