(818 S. K. m. 101, 101/2)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar
Davacı banka, davalının kredi kartı hamili olup, söz konusu kart ile yaptığı harcamaları ödemede temerrüde düştüğünü ve alacağın tahsili için girişilen icra takibine itiraz edildiğini öne sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, faizin fahiş olduğunu bildirerek, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece itirazın iptali ile takibin 6.597.064.513 TL üzerinden devamına karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanabilmek için herşeyden önce borcun kredi veren ile kredi kullanan tüketici arasında kredi kartı sözleşmesinin düzenlenmesi ve bu sözleşmeye dayanılarak verilen kredi kartı ile kredi müşterisinin alışveriş yapması ve nakit para çekmesinden kaynaklanmalıdır. Ayrıca kredi kartını kullanan tüketicinin, bu yasanın yayınlanmasından önce temerrüde düşmesi, ödenmeyen kredi kartı borcu nedeniyle hakkında icra takibi aşamasına gelinmesi veya icra takibi yapılması ve yasanın yayınlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde kredi kartı veren kuruluşa yazılı başvurusunun olması gerekir.
Yasanın uygulamasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir. Kural olarak Borçlar Kanununun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak + akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık %50 faiz uygulanacaktır. Bu biçimde oluşan toplam alacağa 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan anapara alacağına yıllık %50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Muamele Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerinde, Borçlar Kanununun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki ana paradan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
Somut olayda davacı bankanın 4822 sayılı yasanın yayınlanmasından önce davalı 31.12.2001 tarihinde ihtarname gönderdiği ve borcun 24 saat içinde ödenmesini istediği, bu ihtarnamenin 2.1.2002 tarihinde tebliğ edildiği, borcun ödenmemesi üzerine davalı aleyhine 4.3.2002 tarihinde icra takibine geçildiği, daha sonra da davalının itirazı üzerine işbu itirazın iptali davasının açıldığı, yargılama aşamasında davalının davacı bankaya 4822 sayılı yasadan yararlanmak için başvurduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece davalının 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi hükmünden yararlanma hakkı kabul edilmeli ve dava alacak davasına dönüştürülerek, temerrüt tarihine kadar asıl alacağa akdi faiz, bu tarihten eş söyleyişle davalının temerrüdünün gerçekleştiği 4.1.2002 tarihinden itibaren bankaya başvuru tarihine kadar ana borca %50 faiz yürütülmesi, ayrıca icra masrafları, avukatlık ücreti, tahsil harç ve faizin Banka Sigorta Mevduatı Vergisini borca ilave etmek ve bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerin BK. 84. maddesi gereğince ödeme tarihi itibariyle borçtan mahsup edilmeli ve kalan toplam alacağın 12'ye bölünmesi gerekir.
Mahkemece davalı hakkında 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi hükümleri uygulanmalı ve davanın da tespit davasına dönüştüğü nazara alınarak bilirkişi raporu alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Mahkemece bu hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan gerekçe ile temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 15.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy