(1086 S. K. m. 423, 426) (818 S. K. m. 101, 520, 535, 538, 540)
Dava: Taraflar arasındaki tasfiyenin kapatılması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat B.G. ile davacı vekili avukat S. G.'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı şirket, davalı şirket ile aralarında 1 yıl süreli adi ortaklık kurduklarını, sözleşmenin sona ermesi ve davalının edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle ortaklığın sona erdiğini ileri sürerek ortaklığın sona erdiğinin saptanmasını, tasfiye memuru atanarak aktif ve pasifinin belirlenerek eşit şekilde dağıtılmasını istemiştir.
Davalı, ortaklığın devam ettiğini, davacının alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemenin 7.2.2003 tarihli kararıyla ortaklığın sona erdiğinin tespiti ile ortaklığın tasfiyesine karar verilmiş, davalı temyizi üzerine Dairemizin 15.9.2003 günlü ilamıyla hükmün bozulmasına karar verilmesi sonucu, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, tasfiye memuru olarak atanan bilirkişilerce düzenlenen tasfiye kurulu raporu ve bilançosunun tasdikine, tasfiye kurulu bilirkişilerin raporu doğrultusunda davanın kabulü ile davacı ve davalı arasındaki adi ortaklığın tasfiyesinin kapatılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle davalının hükme yönelik diğer bazı itirazlarının, mahkemenin daha önceki kararıyla reddine karar verilip davalının temyizi üzerine dairemizin 18.9.2003 günlü ilamı ile reddine karar verilmiş olmasına göre davalının aşağıdaki bentlerin dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Taraflar arasında 31.8.2000 tarihli protokol ile 1 yıl süreli adi ortaklık kurulduğu ve adi ortaklığın 1.9.2001 tarihinde hukuken, 21.7.2002 tarihinde de fiilen son bulduğu ihtilafsız olup, bu husus mahkemenin de kabulündedir. Mahkemenin 7.2.2003 tarihli Dairemizin 18.9.2003 tarihli bozma ilamında da belirtildiği üzere, ortaklığın son bulduğu tarih itibariyle tespit edilecek aktif ve pasifin mal varlığının belirlenmesi, ortakların tasfiyenin nasıl yapılacağı hususunda anlaşamaması halinde tespit edilen ortaklık mallarının satılarak elde edilen gelirden öncelikle ortaklığın borçlarının ödenmesinden sonra elde kalan adi ortaklığın toplam aktifinin tarafların hissesi oranında paylaştırılması gerekir. Adi ortaklığın tasfiyesinde uygulanacak yöntem budur.
Hemen belirtmek gerekir ki adi ortaklıktan kaynaklanan alacaklarda da genel alacaklarda olduğu gibi alacaklının borçluyu Borçlar Kanununun 101. maddesi uyarınca temerrüde düşürmesi zorunludur. Hükme esas alınan tasfiye kurulu bilirkişilerin raporunda davacı tarafından düzenlenen 17.11.2000 tarihli faturada belirtilen 50.439.577.500 TL'sine 17.11.2000 tarihinden 22.7.2002 tarihine, diğer alacaklar için de 31.8.2000 tarihinden 22.7.2002 tarihine kadar reeskont faizi yürütülmek suretiyle davacı alacağı toplam olarak belirlenmiştir. Oysa ki adi ortaklık devam ederken tarafların birbirlerinden olan alacakları ile birbirlerine olan borçları belli olmadığı gibi ortaklığın borcunun olup olmadığı, var ise miktarının ne olduğu da belirsizdir.
Tarafların hak ve alacakları ancak mahkeme kararıyla sabit hale gelir. Bu itibarla davacının adi ortaklıktan talep etmeye hak kazandığı alacak mahkeme kararıyla muaccel hale gelmiş olup, davacının ortaklıktan böyle bir alacağının bulunmadığı dönemler için bilirkişi kurulu tarafından belirlenen asıl alacak kısmına faiz yürütülmesi mümkün değildir. Mahkemece değinilen bu yön gözardı edilerek, mahkeme kararıyla muaccel hale gelmiş olan davacının alacağına nasıl ve ne için faiz yürütüldüğü açıklanmayan ve ortaklıktan böyle bir faiz istenemeyecek döneme ait alacak için faiz yürüten bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
3- Mahkeme hükmünde yargılama harcı ve giderlerinin ne oranda ve kime ait olacağı hususunda karar verilmesi zorunludur. Mahkemece değinilen bu yön gözetilerek, yargılama harç ve giderlerinden kimin hangi miktarda sorumlu olduğunun hüküm kısmında gösterilmesi gerekirken bu yönde karar verilmemiş olması da usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 ve 3 numaralı bentler uyarınca temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 400 YTL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 19.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy