(1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalının bonoya dayalı olarak aleyhine icra takibi yaptığını ve takibin kesinleştiğini, 3350 DM.lik bu takibe itiraz edilmiş ise de açılan ve karar verilerek kesinleşen itirazın iptali davasının yargılama sırasında takip dosyası borcunun ödenerek ibraname alındığını, ancak davalının takibi sürdürdüğünü ileri sürerek, borçlu olmadığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, aynı konudaki itirazın iptali davasının kesinleştiğini, dayanılan belgenin sahtecilikle elde edildiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, taraflar arasında aynı konuda görülen itirazın iptali davasının kesinleştiği ve kesin hüküm haline geldiği sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, itirazın iptali davası sürerken icra takibine konu edilen borcu ödeyerek belge aldığını, ancak kendine güven verildiği için aleyhine verilen kararı temyiz etmediğini, aynı borcun mükerrer tahsil edilmek istenildiğini belirterek eldeki bu davayı açmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, her davanın açıldığı tarihteki hukuki durum ve koşullara göre sonuçlandırılması gerektiği genel ilkedir. Ne var ki bu genel ilkenin istisnalardan birisi itirazın iptali davaları olup, her ne kadar itirazın iptali davaları ispat hukuku bakımından genel hükümlere göre incelenmesi gerekli ve elde edilen ilam da kesin hüküm niteliğinde ise de, itirazın iptali davaları takip tarihindeki hukuki duruma göre incelenip sonuçlandırılması gereken dava türlerindendir. Bu itibarla, takip tarihinden önce yapılmış bir ödeme varsa itirazın iptali davasının da buna dayanılması ve ileri sürülmesi zorunludur. İtirazın iptali davası karara bağlandıktan sonra böyle bir bilgiye dayanılması mümkün değildir. Koşulları varsa yargılamanın iadesi yoluna başvurulabilir. Oysa, somut olayda dava açıldıktan sonra ödeme yapıldığı ve borcun söndürüldüğü iddia edilmektedir. Borcu söndüren böyle bir belge yargılama sırasında ibraz edilip, karşı tarafça buna karşı çıkılmasaydı, mahkemece dava konusuz kaldığından esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına şeklinde bir karar verilecekti. Davadan sonra bir ödeme yapıldığı iddia edildiğine göre, önceki itirazın iptali davası ile menfi tesbite ilişkin bu davanın konularının aynı olduğunu söylemek ve HUMK. nun 237. maddesinde belirtildiği şekilde bir kesin hükmün varlığından bahsetmek mümkün değildir. Böyle olunca, mahkemece işin esasına girilmesi, davalı taraf ibra belgesinin sıhhatine itiraz ettiğine göre gerektiğinde bu hususta tarafların delilleri toplandıktan sonra bilirkişi incelemesi yaptırılması ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yanlış nitelendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 08.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy