(818 S. K. m. 101)
Dava: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalının kefil olduğu kredi kartı borcunu ödemediğini, başlatılan icra takibine de itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, % 40 inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, sorumluluğunun kefalet limiti ile sınırlı olduğu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, itirazın iptali ile, takibin davalının kabul ettiği 250.000.000 TL dışında kalan kısım olan 2.478.736.110 TL üzerinden devamına % 40 icra inkar tazminatı olan 991.494.444. TL'nın davalıdan tahsiline, asıl alacak miktarı olan 2.600.000.000 TL'ye takip tarihinden itibaren % 50 temerrüt faizi ve temerrüt faizinin % 5'i BSMV üzerinden devamına karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davalının, dava dışı M. G.'ün kredi kartının kefili olduğu, kredi kartından doğan borcun ödenmemesi üzerine, davacı bankaca hesabın kat edilip 12.2.2002 tarihinde İcra takibi yapıldığı, davalının vaki itirazı üzerini de itirazın iptali talebi ile 12.9.2002 tarihinde bu dava açılmıştır. Yargılama devam etmekte iken 4882 sayılı yasa yürürlüğe girmiş, asıl kredi kartının borçlusu tarafından da süresi içerisinde 19.3.2003 tarihinde 4822 sayılı yasanın geçici 2. maddesinden faydalanmak üzere bankaya başvuru yaptığı anlaşılmaktadır. Dava devam etmekte iken 4822 sayılı yasanın yürürlüğe girmesi üzerine asıl borçlu tarafından bu yasanın geçici 2. maddesinden istifade edilmek üzere bankaya başvurduğuna göre, dava itirazın iptali niteliğini kaybetmiş, artık tespit davası olarak nitelendirilip başvuru tarihi itibariyle davalı kefilin borcu kefalet limiti olan 2.600.000.000 TL ve bunun temerrüdünün neticelerine göre belirlenip borcun tespiti ile yetinilmesi gerekir. O halde mahkemece öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi gerekir. Kural olarak Borçlar Kanununun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirilip, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Mahkemece yapılacak iş Bu şekilde belirlenen temerrüt tarihindeki, asıl alacak + akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık % 50 faiz uygulanmalıdır. 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi, İcra takibi varsa tahsil harcı, İcra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, bu şekilde bulunacak asıl alacak ve akdi faizden oluşan ana para alacağına yıllık % 50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Muamele Vergisi uygulanmalı, varsa İcra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisi borca ilave edilmeli, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemeler de Borçlar Kanununun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
O halde mahkemece anılan yasa çerçevesinde az yukarda açıklandığı şekilde bilirkişi aracılığı ile inceleme yaptırılıp alınacak raporun sonucuna göre borcun tespitine karar verilmesi gerekirken, davaya itirazın iptali davası olarak devam olunması ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2- Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 2. bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 15.2.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy