(4721 S. K. m. 2, 706) (818 S. K. m. 213) (1512 S. K. m. 60)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, davalı ile yapılan 22.9.1987 tarihli harici gayrimenkul satış sözleşmesi ile satın aldığı taşınmazın davalı tarafından tapuda devrinin yapılmadığını, arsa üzerine iyi niyetle bina yaptığını öne sürerek, satılan arsanın ve binanın değeri olan 20.000.000.000 TL. nin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, arsa ve binanın dava tarihindeki değerleri üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir (MK.706, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri ). O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günüdeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K. nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır. Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında davacının 22.9.1987 tarihli harici sözleşme ile davalıya 167.500 TL ödediği sözleşmeye göre yasaların ifrazlı tapu verilmesine cevap verildikten sonra tapusunun verilmesi gerekirken davalının edimini yerine getirmediği ve taraflar arasında yapılan sözleşmenin geçersiz olduğu açıktır. Davacı tapunun verilmeyeceğini taraflar arasında görülen Çerkezköy Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/102 esas, 2003/356 karar sayılı tapu iptali ve tescil davasının red ile sonuçlandığı 2.7.2003 tarihinde öğrenmiştir. Şu durum karşısında mahkemece yapılacak iş, davacının davalıya 22.9.1987 tarihli geçersiz sözleşme nedeniyle ödemiş olduğu 167.500 TL nın 2.7.2003 tarihi itibariyle ulaşacağı alım gücünün ne olabileceği çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle (azalan alım gücünün) enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenleri açıklayıcı taraf, hâkim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli belirlenecek bu değerden satış bedeli düşüldükten sonra bakiyesine hükmetmekten ibarettir. Mahkemece bu hususlar göz ardı edilerek taşınmazın dava tarihindeki raiç bedeline hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2- Az yukarıda açıklandığı üzere taraflar arasındaki sözleşme tapulu taşınmazın satışına ilişkin olup, resmi biçimde yapılmadığı için geçersiz ise de, davalı satış bedelini alarak taşınmazı davacı tarafa istediği gibi tasarruf etmek üzere teslim ettiğine göre taşınmaz mal üzerinde inşaat yapan davacının iyi inançlı sayılması ve davalının zımni rızası olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda davacı tarafın yaptığı faydalı masrafların yapım tarihi itibariyle değerlerinin belirlenmesi gerekirken dava tarihi itibariyle belirlenen değere hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan gerekçelere göre temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 08.03.2006 günüde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy