(2981 S. K. m. 8, 10) (4721 S. K. m. 2)
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Davacı, dava dışı şahıstan bir gecekondu satın aldığını, imar affı kapsamında 11.12.1985 tarihinde davalı idareye başvurduğunu, davalının 13.11.1987 tarihli encümen kararına dayanarak taşınmazı kendisine tahsis ettiğini, tapuda devrin gerçekleştirildiğini, tahsis bedelini taksitler halinde 763.000TL. olarak ödediğini, davalının tapuda devir işleminin üzerinden 12 yıl geçtikten sonra 2981 sayılı yasanın 10/b maddesine dayanarak verdiği tapuyu iptal ettiğini idare mahkemesine açtığı davayı kaybettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle şimdilik taşınmaz rayiç değerinden 12.000.000.000 TL.nın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının imar affı başvurusunda bulunurken davaya konu yeri işyeri olarak bildirdiğini, 2981 sayılı yasa hükümlerine göre işyerlerine tapu tahsisinin mümkün olmaması nedeniyle adına verilen tapunun iptal edildiğini, ancak ödediği bedeli isteyebileceğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, kamu kurumu olan davalının davacının başvurusunu kabul edip, belirlediği bedeli tahsil ettiği ve taşınmazı tapuda devrettiği böylece güven sağladıktan 12 yıl sonra kendisinin yanlış yaptığı tahsis işlemine sığınarak davacı adına olan tapu kaydını iptal etmesinin M.K.nun 2. maddesine uygun bir davranış olmayacağı gerekçe gösterilmek ve taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerini belirleyen bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Taraflar arasındaki uyuşmazlığa konu taşınmazın evveliyatının gecekondu olduğu bu yerin eski zilyedi olan dava dışı V.' nin 23.3.1983 tarihinde imar affından yararlanmak amacıyla davalı kuruma başvurduğu, bu yeri eski zilyedinden satın alan davacının da 11.12.1985 tarihli dilekçesiyle başvurup, tahsis talebinde bulunduğu, davalının da 13.10.1987 tarihli Çankaya Belediyesi Encümen Kararına dayanarak davaya konu taşınmazı 190.750 TL.si peşin, bakiye 572.250 TL. sıda 4 yılda ve 12 eşit taksitte ödenmek koşuluyla davacıya tahsis ettiği, tapuda devir işleminin gerçekleştirildiği ancak, davacının bakiye 572.250 TL.lık borcuna karşılık aynı taşınmaza davalı lehine ipotek tesis edildiği, borcun ödenip ipoteğin kaldırılması aşamasında davalı belediyece tahsise konu taşınmazın işyeri olduğunun anlaşılması üzerine 2981 sayılı yasanın 10. maddesine dayanarak tahsisin iptal edildiği, davacının idari işlemin iptaline ilişkin olarak Ankara 3. İdare Mahkemesinde açtığı davasının reddedilip, hükmün kesinleşmesinden sonra açtığı bu dava ile talepte bulunduğu anlaşılmaktadır.
2981 sayılı yasanın 8. maddesinde diğer şartların yanında gecekondularını mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanan gecekondu sahipleri ile evvelce konut olarak kullanıp sonradan işyerine çevirenlerin imar affından yararlanacağı açıklandıktan sonra aynı yasanın 10. maddesinde de hak sahibi olmadığı halde tapu verilen kişilerin tapularının iptal edileceği hükme bağlanmıştır.
Nitekim davacının da hak sahibi olmadığı halde davaya konu taşınmazın tapusunu aldığı, sonradan davalı idarece durumun anlaşılması üzerine anılan yasa maddesine dayanılarak yapılan tahsis işleminin iptali cihetine gidildiği ve davacı adına olan tapu kaydının iptal edildiği, iptal işleminin de hukuka uygun bulunduğu taraflar arasında görülüp kesinleşen Ankara 3. İdare Mahkemesinin 2000/17-446 sayılı kararıyla sabittir.
2981 sayılı yasa kamu düzenine ilişkin hükümler ihtiva etmekte olup, az yukarıda açıklanan 10. madde hükmü de buna örnek teşkil etmektedir. Kamu düzenine ilişkin hüküm ihtiva eden yasa maddesine aykırı olarak düzenlenen sözleşmeler geçersiz olup, geçerli sözleşmelerde olduğu taraflarına hak ve borç yüklemez. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olayda mahkemece, davacının 19.10.1987 tarihinden itibaren 13.8.1991 tarihine kadar taksitler halinde ödemiş olduğu toplam 763.000 TL.nın çeşitli ekonomik etkenlere göre (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın, döviz kurlarındaki artış vs.) taraflar arasında görülüp kesinleşen Ankara 3. İdare Mahkemesinin 2000/17 esas sayılı kararının kesinleştiği (davacının akdin ifasının imkansızlaştığını öğrendiği) tarihteki ulaşacağı alım gücü yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi ve kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmedilmelidir. Bu hususun göz ardı edilerek taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerine hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte belirtilen nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 12.4.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy