(4822 S. K. Geç. m. 1) (4077 S. K. m. 23) (818 S. K. m. 84, 101)
Dava: Taraflar arasındaki kredi faizinin hesaplanması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı Bankadan aldığı kredi kartı borcunu ödeyemediğini, 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanmak için başvuruda bulunduğunu ancak davalı Bankaca hazırlanan ödeme planında yasa hükmünün uygulanmadığını ileri sürerek, yasa hükümleri doğrultusunda borcunun tespiti ile 12 taksitte ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, hazırlanan ödeme planının anapara tamamını tahsil edilinceye kadar basit usulde azalan bakiyelerle anaparaya %50 yıllık faiz işletilerek hazırlandığını bu hesaplamanın yasa hükmüne uygun olduğunu bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı yasanın geçici 1. maddesi gereğince davacının borcunun temerrüt tarihi itibariyle 795.133.378 TL asıl alacak yıllık %50 faiz oranına göre 132.522.230 TL işlemiş faiz ve %5 BSMV olmak üzere toplam 934.281.719 TL olarak tespitine, toplam borcun 77.856.810 TL'lik 12 eşit taksitte davacıdan tahsiline, davacı tarafça icra takip dosyasında yapılan harici ödemelerin toplam borçtan mahsubuna karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesinden faydalanabilmek için, her şeyden önce borcun kredi veren ile kredi kullanan tüketici arasında kredi kartı sözleşmesinin düzenlenmesi ve bu sözleşmeye dayanılarak verilen kredi kartı ile kredi müşterisinin alışveriş yapması ve nakit para çekmesinden kaynaklanmalıdır. Ayrıca kredi kartını kullanan tüketicinin, bu yasanın yayınlanmasından önce temerrüde düşmesi, ödenmeyen kredi kartı borcu nedeniyle hakkında icra takibi aşamasına gelinmesi veya icra takibi yapılması ve yasanın yayınlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde kredi kartı veren kuruluşa yazılı başvurusunun bulunması gerekir.
Yasanın uygulamasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir. Kural olarak Borçlar Kanununun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak+akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık %50 faiz uygulanacaktır. Bu biçimde oluşan toplam alacağa 4822 sayılı yasanın geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan anapara alacağına yıllık %50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Mevduatı Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Mevduatı Vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerinde, Borçlar Kanununun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki anaparadan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
Somut olayda davalı bankanın 4822 sayılı yasanın yayımlanmasından önce davacıya 09.08.2001 tarihinde ihtarname gönderip, 24 saat içinde borcun ödenmesinin istendiği, ihtarnamenin davacıya 13.08.2001 tarihinde tebliğ edildiği, davacının borcu ödememesi üzeride davalı bankanın 12.12.2001 tarihinde icra takibine giriştiği, davacının yasanın tanıdığı süre içerisinde 03.04.2003 tarihinde 4822 sayılı yasadan yararlanmak için başvurduğu, davalı bankaca hazırlanan ödeme planı ile toplam borcun ödeme şekil ve tarihlerinin belirlendiği, davacının bu ödeme planına da uymadığı dosyadan anlaşıldığı gibi taraflar arasında da çekişmesizdir.
Bu durumda mahkemece davacının temerrüdünün gerçekleştiği 15.08.2001 tarihinden davacının bankaya başvurduğu 03.04.2003 tarihine kadar ana borca %50 faiz yürütülmesi, ayrıca icra masrafları, Avukatlık ücreti, tahsil harcı ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisini borca ilave etmek ve bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödeme varsa BK.nun 84. maddesi gereğince ödeme tarihi itibariyle borçtan mahsup edilmeli ve kalan toplam alacağı 12'ye bölünmesi gerekirken, mahkemece anılan bu hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 23. maddesinin 3. fıkrasında tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri ve bakanlıkça açılacak davaların her türlü resim ve harçtan muaf olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm tüketicilerin ve tüketici örgütlerinin kolaylıkla dava açmalarını sağlama amacına yönelik olup, bu nedenle dava açarken bunlar harçtan sorumlu tutulmamışlardır. Mal ve hizmet sunan satıcıların harçtan sorumlu tutulmasına ilişkin yasada bir hüküm yoktur. Dava sonunda dava kabul edildiği takdirde davanın değerine göre davalının harçtan sorumlu tutulması, davanın reddi halinde ise davacı harçtan muaf olduğu için bundan harç alınması gerekir. Mahkemece bu yön gözetilmeden davalıdan harç alınmasına yer olmadığına karar verilmiş olması da kabul şekli bakımından usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle temyiz olunan kararın davalı lehine BOZULMASINA, 2. bentte açıklanan nedenle de kabul şekli bakımından BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 30.06.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy