(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 84, 101) (4822 S. K. Geç. m. 1)
Dava: Taraflar arasındaki kredi kartı borcunun yedine hesaplanması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı sebeplerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içerisinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü.
Karar: Davacı, davalı bankadan aldığı kredi kartı borçlarını ödeyemediğini, 4822 s. yasadan yararlanmak için 4.4.2003 gününde davalıya başvurduğunu, ancak kabul edilmediğini ileri sürerek kanun gereğince borcunun hesaplanmasını istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının 4822 s. yasadan yararlanmak için yaptığı 4.4.2003 günlü başvurusunun 17.4.2003 gününde davalıya tebliğ edildiği, oysa yasadan faydalanmak için ön görülen 30 günlük sürenin 14.4.2003 gününde sona erdiği, davacının ihtarın geç tebliğ edilmesinin davalıdan kaynaklandığını ispat edemediği, o durumda süresinde yapılan bir başvuru olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
4822 s. kanunun geçici 1. maddesinden faydalanabilmek için, her şeyden önce borcun kredi veren ile kredi kullanan tüketici arasında kredi kartı sözleşmesinin düzenlenmesi ve bu sözleşmeye dayanılarak verilen kredi kartı ile kredi müşterisinin alışveriş yapması ve nakit para çekmesinden kaynaklanmalıdır. Ayrıca kredi kartını kullanan tüketicinin, bu kanunun yayınlanmasından önce temerrüde düşmesi, ödenmeyen kredi kartı borcu sebebiyle hakkında icra takibi aşamasına gelinmesi veya icra takibi yapılması ve kanunun yayınlandığı tarihten itibaren 30 gün içerisinde kredi kartı veren kuruluşa yazılı başvurusunun bulunması gerekir.
Yasanın uygulamasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir. Kural olarak Borçlar Yasasının 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme tarihinde borcun tamamı değil belirli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Yasanın 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belirli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu sebeple kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu gün itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu icra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir. Bu biçimde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak + akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt gününden bankaya başvuru gününe kadar senelik %50 faiz uygulanacaktır. Bu şekilde oluşan toplam alacağa 4822 s. kanunun geçici 1. maddesi, icra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan ana para alacağına senelik %50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Muamele Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Muamele Vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru gününe kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerinde, Borçlar Yasasının 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan (temerrüt tarihindeki ana paradan) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutarı 12 eşit takside bölünmelidir.
Somut olayda, davacının 4822 s. yasadan faydalanma isteğini içeren ihtarının Antalya adresinde bulunan davalıya bildirilmesi için 4.4.2003 gününde Isparta Noterine başvurduğu, aynı tarih hazırlanan ihbarnamenin 17.4.2003 gününde davalıya tebliğ edildiği dosya içerisindeki noter belgesi ekinde bulunan tebliğ mazbatasının incelenmesinden anlaşılmaktadır. Yasada, yazılı başvuru zorunluluğu getirilmiş olup bu süre 14.3.2003 ile 14.4.2003 tarihleri arası olarak belirlenmiştir. Hal böyle olunca davacının makul süre olarak kabul edilebilecek gün olan 4.4.2003 gününde noter vasıtasıyla yaptığı başvurunun kanuni süre içerisinde olduğunun kabulü ile işin esasının tetkiki gerekirken, açıklanan yönün göz ardı edilerek aksine düşüncelerle davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarda açıklanan sebeplerle temyiz edilen kararın davacı lehine BOZULMASINA, 26.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy