(1136 S. K. m. 164)
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatı tarafından duruşmalı davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat Ç. Y. ile davacı N. T.'nın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, avukat olduğunu, 20.7.2000 tarihli ücret sözleşmesi ile üstlendiği işi sonuçlandırdığım, davalı ile aralarında yapılan sözleşme ile ücretin 25.000, 00 YTL olarak kararlaştırıldığını, ayrıca aylık %20 faiz ödeneceğinin hükme bağlandığım, davalının kararlaştırılan ücreti ve işlemiş faizini ödememek için kendisini haksız olarak azlettiğini, icra takibinde haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek 20.000, 00 YTL vekalet ücreti ve 300.000, 00 YTL de işlemiş faizi olmak üzere toplam 325.000, 00 YTL' nin tahsilini, asıl alacağa dava tarihinden itibaren aylık %20 oranında faiz yürütülmesini talep etmiştir.
Davalı, davanın sözleşmeyi anlaşmaya aykırı doldurarak azilden önce icraya koyduğunu, davacının takip etmeyi üstlendiği davanın değerinden çok fazla ücret talep edildiğini davacının takip yapması nedeniyle güvenini kaybetmesi sonucu davacıyı azlettiğini, bilgi ve talimatı dışında davranan davacının cevabi ihtarındaki üslup ve tarzının dahi azil nedeni oluşturduğunu, sözleşmenin geçersiz olduğunu, davacının haklı olarak azledildiğini, sözleşmedeki faiz oranım kabul etmediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalının davacıyı haksız olarak azlettiği, sözleşmenin geçerli olduğu benimsenmek ve alınan bilirkişi raporu kabul edilmek suretiyle 84.333, 00 YTL'nin davalıdan tahsiline, asıl alacak olan 25.000,00 YTL ve dava tarihinde itibaren aylık %20 faiz yürütülmesine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1- Davacı ile davalı arasında düzenlenen 20.7.2000 tarihli sözleşme ile davacının davalı vekili olarak hareket etmek suretiyle dava açıp sonuçlandırdığı, davacının aradaki vekalet sözleşmesi sona ermeden 2.7.2004 tarihindeki ücret alacağının tahsili için davalı aleyhine takip yaptığı, akabinde 9.8.2004 tarihli azilname ile azledildiği taraflar arasında ihtilafsızdır. Uyuşmazlık, davacının haklı olarak azledilip azledilmediği haksız olarak azledilmesi halinde davacının ne kadar ücret isteyebileceği hususlarında toplanmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, vekalet görevini üstlenen avukatın görevini sadakat ve özen içinde yerme getirmesi gerekli olup, vekil vekalet görevim yaparken oluşan en küçük kusurundan dahi sorumludur. Öte yandan vekil hesap verme yükümlülüğü içindede bulunmaktadır. Sadakat ve özen görevini yerine getirmeyen vekilin azli haklı olduğu gibi, vekil görevini yerine getirirken aynı zamanda müvekkiline hak ve menfaatlerini koruması gerektiği gibi müvekkiline karşı saygı sınırlarını aşmayacak şekilde davranması da gereklidir. Dava konusu olayda davalı taraf 28.1.2003 tarihli ihtarıyla davacıdan haksız olarak aldığını iddia ettiği 9.850, 00 YTL 'nin işlemiş faiziyle birlikte ödetilmesini istemiş, davacı ise 18.2.2003 tarihli cevabi ihtarıyla davalının ödeme talebini ve iddiasını reddetmekle birlikte kötü niyetli davranıyorsunuz, Allah akıl fikir versin demek suretiyle saygı sınırlarını aşacak şekilde beyanda bulunmuştur. Kaldı ki dosya arasında bulunan M. 1. icra Müdürlüğünün 2002/4561 sayılı icra takip dosyasında, davacının davalı vekili olarak dava dışı şahıs aleyhine 28.11.2002 tarihinde başlattığı icra takibini takipsiz bırakarak 31.12.2003 tarihinde dosyasının işlemden kaldırılmasına sebebiyet verdiği anlaşılmaktadır. Ayrıca davacının henüz vekalet ilişkisi sona ermeden davalı aleyhinde ücret sözleşmesini dayanak göstererek icra takibinde bulunduğu da tartışmasızdır. Tüm bu olgular birlikte değerlendirildiğinde, davalının davacıyı 9.8.2004 tarihinde haklı olarak azlettiğinin kabulü gerekir. Davacı haklı olarak azledildiği içinde herhangi bir talepte bulunması mümkün değildir. Mahkemece değinilen bu yönler gözetilerek davanın tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmiş, olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
2- Yukarıdaki açıklanan bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle; temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 2 numaralı bent uyarınca davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 500,00 YTL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde taraflara iadesine, 04.06.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy