MAHKEMESİ:Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat ... ve avukat ... ile davalı vekili avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı ... temsilcisi ..., eşi olan ...'un Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli subay olduğunu, uzun zamandır psikolojik rahatsızlık geçirdiğini, ... Kurulunun 11.11.1998 tarihli raporu ile malulen emekliye ayrıldığını, eşinin maaşına haciz gelmesi üzerine yaptığı incelemede, davalı banka ile dava dışı ... arasındaki 13.5.2003 tarihli taşıt kredi sözleşmesine davacının kefil olup asıl borçlunun borcu ödememesi nedeniyle icra takibi başlatıldığını anladığını, ... Sulh Hukuk Mahkemesininin 2005/105 sayılı dosyasında TMK. 420.maddesi gereğince davacı eşine temsilci atanıp yapılan icra takibi nedeniyle dava açmak için kendisine yetki verildiğini, sözleşmenin yapıldığı tarih itibariyle davacının fiil ehliyetinin olmadığını belirterek yapılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacı tarafın kronik psikolojik rahatsızlığı olmakla birlikte hukuki ehliyetinin olduğunun sözleşme imzalanırken davranışlarında herhangi bir tuhaflığa rastlanmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, ...'un ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 21.3.2005 tarihli kararı ile hacır altına alınıp ...'un vasi tayin edildiği, taşıt kredi sözleşmesinin yapıldığı 13.5.2003 tarihi itibariyle fiil ehliyetine sahip olmadığının anlaşıldığı, ancak davacının kredi sözleşmesi imzalanırken, kimlik bilgilerini bankaya vermek suretiyle kredi verilmesini sağladığı, kendisini ehil bir kişi gibi gösterdiği bu davranışı ile bankanın zarara uğramasına neden olduğu, davacının davranışının TMK. 2.maddesindeki iyi niyet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Davalı ... ile dava dışı ... arasında 13.5.2003 tarihinde 56.731.681.296 TL tutarında taşıt kredi sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmeye ... ile dava dışı ömer ...'nın müteselsil kefil olduğu, asıl borçlunun kredi sözleşmesinden doğan borcu ödememesi üzerine bankanın asıl borçlu ve kefiller aleyhine 28.1.2005 tarihinde icra takibine geçtiği, Adli Tıp Kurumunun 8.5.2006 tarihli raporu ile sözleşmenin imzalandığı, 13.5.2003 tarihinde davacının fiil ehliyetine sahip olmadığı dosya içeriği ile sabit olduğu gibi bu hususlar mahkemenin de kabulündedir.
TMK. 9. Ve 10.maddeleri gereğince ancak fiil ehliyetine sahip kimseler kendi fiilleriyle hak edinebilirler ve borç altına girebilirler; Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. TMK. 15.maddesinde, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz. TMK. 452/2 maddesinde ise vesayet altındaki kişi, fiil ehliyetine sahip olduğu hususunda diğer tarafı yanıltmış ise onun bu yüzden uğradığı zarardan sorumlu olur, düzenlemeleri mevcuttur. Öte yönden 11.6.1941 tarih 1941/4-21 sayılı içtihadı birleştirme kararının sonuç kısmında mümeyyiz olmayan bir kimse ile hukuki muamelede bulunan diğer akidin, bunu bilmeyerek hüsnüniyetle hareket etmiş olması MK.15.nci maddesinin mutlak ve kat'i sarahatı karşısında öyle bir kimsenin tasarrufu üzerine hukuki hükmün terettüp etmesi için kafi değildir. Kanun o gibi temyiz kudretinden mahrum kimselerin esasen hüküm ifade etmeyen tasarrufları hususunda o tasarruftan dolayı hak iddia edenlerin hüsnüniyetini himaye etmemektedir. Elverirki o tasarrufun hüküm ifade etmesi için, lüzumlu olan temyiz kudreti derecesinin tasarruf zamanında mevcut olmadığı katiyetle sübut bulsun. Bu takdirde kasirin hali hüsnüniyetten ziyade himayeye layık görülür. M.K. metni ve ruhundan başka türlü bir netice çıkarılmasına imkan yoktur. Yukarıda zikredilen sebeplerden dolayı bir tasarruf zamanında temyiz kudretinden mahrumiyeti tahakkuk eden şahsın o tasarrufu üzerine hüküm terettüp etmeyeceği iddiasının kabulü için bunu dava eden vasiye bundan başka diğer tarafın suiniyetini dahi ispat etmek külfeti tahmil edilemez" denilmiştir. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve İBK. gereğince, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin fiili, hukuki sonuç doğurmaz. Bunun istisnası TMK. 2.maddesidir. Somut olayda davacı kendisi için hiçbir yarar sağlamayan sadece kendisi için külfet ve risk taşıyan kefalet sözleşmesini imzalamıştır. Böyle bir sözleşmede, davacının sorumlu olmadığını iddia etmekte MK. 2.maddesine aykırılık teşkil etmez. Her ne kadar mahkemece dosyaya mubrez Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2006/6489-12076 sayılı kararını gerekçe göstererek davanın reddine karar verilmişsede, bu kararda sözleşme ile kendisine hak ve menfaat temin edilen kişi bizzat kısıtlının kendisi olduğundan, o kararda belirtilen ilkelerin bu uyuşmazlıkta uygulanması düşünülemez. Bu açıklamalar ve somut olayın özelliği gözetildiğinde fiil ehliyetine sahip olmayan davacının, kefalet sözleşmesinden sorumlu tutulmaması gerekirken yazılı gerekçe ile sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 625.00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 16.2.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.