MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki vekalet ücreti alacağı davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı avukat olduğunu, davalı ile aralarındaki 05.05.2005 tarihli sözleşme gereğince ... 1.... Mahkemesi'nin 2006/424 esas sayılı dava dosyasında, davalı vekili olarak dava dışı şirkete karşı işçilik haklarından kaynaklanan alacak davası açtığını, bir kısım alacakların tahsiline karar verildiğini, kesinleşen toplam 23.824, 07 TL asıl alacağın tahsili için Gaziosmanpaşa 4.İcra Müdürlüğü'nün 2010/446 esas sayılı dosyası ile takibe geçtiğini, vekalet ücreti sözleşmesinin IV-2/b maddesi gereğince mahkeme tarafından hükmedilecek bedelin % 20'si oranında vekalet ücreti ödenmesinin gerektiğini, ancak icra tahsilat aşamasında davalının azilname gönderdiğini öne sürerek, davacının haksız olarak vekillikten azil etmesi nedeniyle vekalet ücretinin tamamına hak kazandığını ileri sürerek şimdilik 7.546, 00 TL' nin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, azlin haklı olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, azlin haklı olduğu kabul edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2011/18536-2012/22615
2-Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkindir. Avukatın, vekil olarak borçları Borçlar Kanununun 389 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 390. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” Şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 390. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” Hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; davacının, davalıya vekaleten “işçilik haklarından kaynaklanan alacak davası” ile hukuki yardımlarda bulunduğu, ancak 28.01.2010 tarihinde davalı müvekkili tarafından azledildiği anlaşılmaktadır. Davacı, vekaletten azlinin haksız olduğunu ileri sürerken, davalı ise azlin haklı olduğunu savunmuştur. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalının vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığı, yükümlü ise ödenmesi gereken ücretin miktarı belirlenebilecektir.
Davalı tarafından öncelikli azil nedeni olarak, “ davacının dosya numaralarını bildirmediğini " ihtarnamede belirtip, " alacağın 6 ay ya da 1 yıl içerisinde alabiliriz beyanının bulunduğu ” gibi hususlar da azil nedeni olarak
belirtilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda özetle, davacının davalıdan ... 1.... Mahkemesi'nin 2010/63 sayılı dosyasının takibinden dolayı vekalet sözleşmesinden kaynaklanan vekalet alacağının bulunduğunun kabulü halinde, davalının tediyesinin tenzilinden sonra davacının, davalıdan 4.508, 50 TL ücret alacağının bulunduğu bildirmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekirse bilirkişi raporunda, avukatın davalının vekili olarak takip ettiği dava ve icra takip dosyasının da azil sebeplerine ilişkin somut tespitler bulunmamaktadır. Ayrıca ... 5.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/41 esas ve 2011/322 karar sayılı dosyasında dinlenen davalı tanığı Salih Öztürk, davacının kendisinin vekilliğini gerektiği gibi takip ettiğini, daha az ücret ödemek için icra aşamasında bazı arkadaşlarının başka avukat tutmak istediklerini beyan etmiştir. Dosyalar aynı hukuki ilişkiden kaynaklandığına göre her iki dosya bir bütün olarak değerlendirildiğinde mahkemenin, kararın infazı aşamasında taraflar arasındaki güvenin kaybolduğu ve davalının infaz işleminin geciktiğini görünce davacıyı azlettiğine ilişkin tespiti de somut tespit ve delillere dayanmamaktadır. Hal böyle olunca azlin haksız olduğu kabul edilmek suretiyle işin esası incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davacının diğer temyiz itirazlarının reddine 2. bentde açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 18.40 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 10.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.