(818 S. K. m. 167, 168)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, dava dışı H. H.'un, davalıyla imzalamış olduğu 29.5.2006 tarihli sözleşmeden kaynaklanan tüm hak ve alacaklarını kendisine temlik ettiğini, temlik konusu olan Malatya Beydağı 2. Etap Toplu Konut projesi kapsamındaki gayrimenkul satış sözleşmesinin 3 üncü Maddesine göre, gayrimenkulün teslim süresi 16 ay olup, davalı idarenin konutu, 29.9.2007 tarihinde teslim etmesi gerekirken, bu tarihten 1 yıl, 3 ay, 17 gün sonra olmak üzere, 16.1.2009 tarihinde teslim ettiğini, dolayısıyla davalıdan kira kaybına dair tazminat alacağı bulunduğunu belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, 3.000,00 TL miktarındaki kira kaybına dayanan maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, 29.5.2006 tarihinde dava dışı H. tarafından davalıdan satın alınan gayrimenkule, davacının devir tarihi olan 27.1.2010 tarihinden itibaren malik olduğu, gayrimenkulün teslim tarihinin 29.9.2007 olmasına rağmen, 16.1.2009 tarihinde teslim edildiği, ne var ki bu tarihe kadar gayrimenkulün malikinin dava dışı H. olması sebebiyle geç teslimden kaynaklanan kira kaybı tazminatını talep etme hakkının da dava dışı H.'a ait olduğu, oysa ki adı geçen tarafından bu konuda bir dava açılmadığı, davacının ise devir protokolünden önceki döneme ait, geç teslim sebebiyle oluştuğu iddia edilen kira kaybı tazminatı yönünden önceki malike halef olamayacağı, dolayısıyla davacının bu Davayı açmakta hak ve menfaati bulunmadığı belirtilerek, davanın aktif husumet sebebiyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacağın temliki sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Genel olarak borç ilişkisi kimler arasında meydana gelmişse, alacaklılık ve borçluluk sıfatları da bu kişilere ait olup, bunun doğal sonucu olarak, borçlu kime karşı ifa yükümü altına girmişse, alacak hakkı da o kişiye aittir. Bununla beraber, alacaklının alacağının 3. bir kişiye devretmesi mümkün olup, alacağın temliki, alacağı devreden alacaklıyla devralan kişi (yeni alacaklı) arasında yapılacak yazılı bir sözleşmeyle meydana gelir. Alacağın temlikinde alacaklı, halen sahip olduğu bir hakkını devredebileceği gibi, henüz mevcut olmayan, müstakbel bir alacağını da devredebilir. Temlik edenin, temlik anında sahip olduğu bir hakkını devrettiği durumlarda yapılan bu tasarruf işlemiyle alacaklı, malvarlığının aktifindeki mevcut haklarda başkası lehine bir azalmayı kabul etmektedir. Böylece, temlik akdi yapılır yapılmaz alacak, alacağa bağlı olan bütün imtiyazlar ve fer'i haklarla beraber devralana geçmektedir. (B.K.nun 168 inci maddesi) Bu sebeple gerek işleyip de eski alacaklı tarafından tahsil edilmemiş, gerekse işlemekte olan tüm feri hak ve alacaklar yeni alacaklıya ait olmaktadır. Nitekim, temlik eden kişinin temlikle birlikte borçluyla hukuki ilişkisi kesildiğinden, alacağın tahsilinin dava ve talep hakkının da onun maliki durumuna geçmiş olan temellük edene geçmesi alacağın temlikinin doğal bir sonucudur. Kural olarak, alacağın temlikinde borçlunun hukuki durumunda herhangi bir değişiklik olmamakta sadece, muhatap olacağı kişi (alacaklı) değişmektedir. B.K.nun 167/1 inci maddesinde de, borçlunun temlik edene karşı haiz olduğu defileri, temellük edene karşı da ileri sürebileceği belirtilmekle, alacağın temlik sırasındaki durumuyla yeni alacaklıya geçeceği ifade edilmektedir.
Bu açıklamalardan sonra davaya konu olaya bakılacak olursa; Davacıyla dava dışı H. arasında imzalanmış olan, davalının vekili olarak hareket eden dava dışı Halk Bankasının da onay verdiği 27.1.2010 tarihli Devir Protokolü başlıklı sözleşmenin ilk paragrafında, H. H.'un, Toki idaresiyle akit ettiği 29.5.2006 tarihli Gayrimenkul Satış Sözleşmesinden doğan her türlü haklarını ve bu sözleşmeye göre bu protokol tarihine kadar yaptığı ödemeler tutarını devir alan M. H.'a temlik etmiştir. hükmü mevcut olup alacağın temliki, borcun nakli niteliğinde olan böyle bir sözleşmeyle dava dışı önceki malik, temlik tarihi itibariyle her türlü hak ve alacaklarını davacıya devretmiş olduğundan, devredilen hak ve alacaklar içinde temlik tarihi itibariyle devredenin borçluya karşı sahip olduğu geç teslim sebebiyle kira kaybından doğan alacaklarının da bulunduğu tartışmasızdır. Temlik edenin, daha önce borçluya karşı kira kaybına dair herhangi bir tazminat talebinde bulunmamış olması da bu konuda açık bir feragat söz konusu olmadığından sonuca etkili değildir. Zira kira kaybından doğan tazminat talebi, temlik tarihi itibariyle sona ermeyip hukuken varlığını devam ettirmektedir. Davacı, önceki malikin bu konudaki alacağını, alacağın temliki hükümlerine göre temellük etmiş olduğundan, devir işleminin satılanın önceki malike teslim edilmesinden sonra yapılmış olması dolayısıyla yeni malik davacının devirden itibaren satılanı zilyetliğinde bulundurmuş olması da mahkemenin kabulünün aksine sonucu değiştirmeyecektir. Az yukarda da açıklandığı üzere, söz konusu alacağın temliki sözleşmesi ile, gerek işleyip de eski alacaklı tarafından tahsil edilmemiş, gerekse işlemekte olan tüm fer'i hak ve alacaklar, alacağı temellük eden davacıya geçmektedir.
Sonuç olarak davacının, dava dışı H.la imzalamış olduğu 27.1.2010 tarihli Devir Protokolü ve bu protokolün ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilen, davalıyla dava dışı H. arasında imzalanmış olan 29.5.2006 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesi gereğince, alacağın temliki hükümlerine göre taşınmazın geç tesliminden kaynaklanan kira bedeli alacağı yönünden davalı-satıcıya karşı dava ve talep hakkı mevcut olup, mahkemece işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, aksinin kabulüyle davanın aktif husumet sebebiyle reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarda açıklanan sebeplerle temyiz edilen hükmün, temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 22.09.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy