MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki sözleşmenin uyarlaması davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, emlakçı olarak dava dışı şirket müdürü ... aracılığıyla dava dışı ... ile 07.09.2001 tarihinde davalıya ait villayı satmak için anlaştığını ve karşılığında da 27.000.00.DM kaparo aldığını, davalı ile de bu taşınmazı satması için 13.09.2001 tarihli satış protokolü düzenlediklerini ve davalıya kaparo olarak 20.000.00.DM ödediğini ancak dava dışı alıcı ...' un taşınmazı satın almaktan vazgeçtiğini ve 2002 yılında kaparonun iadesi için dava açtığını Mahkemece, şirketleri yönünden davanın kısmen kabulü ile 13.500.00.DM' ın iadesine, ... yönünden davanın reddine karar verildiğini ve verilen bu kararın kesinleştiğini belirterek davalıya ödenen 20.000.00.DM kaparonun karşılığı olan 21.100.00.TL' nın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın husumet yokluğu, zamanaşımı ve esastan davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-HUMK'nın 381. maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasa'nın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK'nın 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra 2011/6860-20979
numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Temyize konu hükmün gerekçesinde, “davanın dayanağı olan sözleşmenin davalı ... ile taşınmazın alıcıları olan dava dışı kişilerin vekili sıfatıyla hareket eden ... isimli kişi tarafından imzalandığı, sözleşmeyi imzalayan ... isimli kişinin davacı şirket adına hareket ettiğine ve sözleşmeyi bu şirket adına imzaladığına ilişkin hiçbir delil bulunmadığı, dolayısıyla davacının husumet ehliyetinin bulunmadığı belirtilerek usul yönünden, ayrıca dayanak sözleşmenin 2001 tarihli olduğu, oysa davanın 2009 yılında açıldığı, dolayısıyla dava açılabilmesi için gerekli 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu, kaldı ki dayanak sözleşme içeriğinde ödenen kaporanın alıcının taşınmazı almaktan vazgeçmesi durumunda satıcı ...’de kalacağının açıkça öngörüldüğü, dava dilekçesi içeriğinden de anlaşılacağı üzere dava dışı alıcının taşınmazı almaktan vazgeçmiş olduğu, dolayısıyla alınan kaporanın iadesi koşullarının oluşmadığı, her ne kadar davacı vekilince başka bir mahkeme kararına atıf yapılmış ise de bu karara konu olayla davamıza konu olayın ve taşınmazların aynı olmadığı, dolayısıyla davacının iddialarının sabit olmadığı, belirtilerek davanın esastan reddine karar verilmek suretiyle davanın hangi gerekçe ile reddine karar verildiğinin açık ve anlaşılır şekilde yazılmamıştır. Zira, usuli nedenle davanın reddi halinde, bu durum işin esasının incelenmesine engel teşkil eder. Bu itibarla HUMK.’ nun 388. maddesine uygun olarak hüküm kurulmamış olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince davacının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 21,15 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 28.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.