1-... 2-... 3-... vekili avukat .... ile 1-... 2-Z. ... 3-... vekili avukat ... aralarındaki dava hakkında Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 30.12.2009 tarih ve 180-738 sayılı hükmün Dairenin 14.3.2011 tarih ve 8528-3866 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde taraflar avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
KARAR
Davacılar, Sincan İlçesi İlyakut Köyü Odan Çiftliği mevkiinde bulunan 657 parsel numaralı taşınmazı davalıların murisi ... T... dan 14.12.1976 tarihli harici sözleşme ile 210.000TL bedel karşılığında satın aldıklarını,taşınmaza satış tarihinden beri zilyet olduklarını,murisin vefatından sonra davalıların tapuyu devretmediklerini ileri sürerek,657 parsel nolu taşınmazda bulunan davalılara ait hisselerin tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tescilini,bu talep kabul edilmezse ... oldukları bedellerin bugünkü alım gücünün hesaplanarak fazlası saklı kalmak üzere 30.000TL’nin faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemişler,ıslah dilekçesi ile de,taleplerini 47.327,96TL’ye çıkartmışlardır.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş;tarafların Temyizi üzerine Dairemizce onanmış; taraflar bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuşlardır.
1-Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında gösterilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre HUMK’nun 440.maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirisine uygun olmayan, davalıların karar düzeltme istemlerinin reddine karar vermek gerekir.
2-Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmaz tapulu olup tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (EMK.634 yeni M.K. 706, BK. 213, Tapu Kn. 26 ve Noterlik Kn. 60. md.leri) 2011/9979-12992
O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi, taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda, taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında Davacıların 14.12.1976 tarihinde tanzim edildiği dosya kapsamından anlaşılan harici satım sözleşmesi ile davalıların murisine ödediği bedelin akdin ifasının imkansız hale geldiği dava tarihindeki ulaşacağı alım gücünün belirlenmesi gerekir. Dairemizin yerleşik içtihatları uyarınca alım gücünün belirlenmesinde enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmaktadır.Davacılar,dava konusu taşınmazın değerinin satış tarihinden bugüne kadar çok fazla yükseldiğini ileri sürerek bu hususun da değerlendirilmesini talep etmişlerdir. Mahkemenin denkleştirici adalet ilkesi doğrultusunda inceleme yapılması hususundaki kabulü yerindedir. Ne var ki davacı taraf alınan bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve nizalı taşınmazın rayiç değeri karşısında belirlenen miktarın çok düşük kaldığını, ayrıca değer artışları gözönüne alınmasına karşın, her yılın değerlerinin sair hesaplanmalarının nazara alınmadığını ileri sürmüştür Gerçekten de, dairemiz yerleşik içtihatlarında belirtilen ekonomik etkenler sınırlı olarak sayılmamıştır. Denkleştirici adalet ilkeleri ile geçersiz sözleşmelerin tasfiye edilmesindeki amacın adalet ve hakkaniyet duygularını zedelemeyecek bir sonucun elde edilmesi olduğu hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Öyle olunca mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporundaki 2011/9979-12992
ekonomik etkenlere ek olarak dava konusu taşınmazın bulunduğu yöredeki emsal taşınmaz fiyatları ve borsa endeksi de kullanılarak ödenen bedelin dava tarihinde ulaşacağı alım gücünün belirlenmesi ayrıca banka mevduat faizlerininde yıllar itibariyle Merkez Bankasından sorulmak suretiyle ekonomik kriterlere dahil edilmesi ve yine her yıla ait nemaların ve artışların yıllar itibariyle ana paraya eklenerek hesaplanması bu konuda uzman bilirkişi kurulu oluşturulmak suretiyle rapor alınması ve raporların taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli olması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.Ne var ki mahkeme kararı bu gerekçe ile bozulacak iken zuhulen onandığı yeniden yapılan inceleme sonucunda anlaşıldığından Dairemiz onama kararı kaldırılmalı, mahkeme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalıların karar düzeltme istemlerinin reddine,ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacıların karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Dairemizin 14.3.2011 tarih ve 2010/8528 esas 2011/3866 karar sayılı onama kararının kaldırılmasına, mahkeme kararının davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine, 22.09.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy