MAHKEMESİ:Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki devre tatil davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ile devre tatil sözleşmesi yaptıklarını, devre tatilden yararlanmadığını, sözleşmenin haksız şartlar içerdiğini, tesisin yapı kullanma izni olmadığını ileri sürerek, sözleşmenin iptaline, ödenmemiş senetlerin iadesine, ödenmiş 1000 Euronun ise tahsiline ve maaşına konulan 825 Euroluk haczin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, eğlence bahanesi ile davalı firma elemanlarının, hediye tatil kazandığından bahisle düzenlemiş oldukları tanıtım toplantısı sonucunda 16.07.2006 tarihli devre tatil sözleşmesini imzaladığını, ancak tatil hakkını kullanmadığını, tesisin yapı kullanım izninin bulunmadığını belirterek, sözleşmenin feshi ile, ödemiş olduğu bedelin iadesi istemiyle eldeki davayı açmış, davalı ise devre tatil sözleşmesinin kapıdan satış şeklinde yapılmadığını, davacının tesisleri bizzat görerek sözleşmeyi imzaladığını savunmuştur. Ayrıca davalı sağlayıcı, cayma bildirimi belgesini sözleşme tarihinde davacıya vermiştir. Devre Tatil sözleşmeleri Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 6.maddesi gereğince devre tatil sözleşmelerinde cayma süresi on gündür. Bu süre hizmet ediminin tüketiciye ifa edildiği tarihte işlemeye başlayacaktır. Davacının devre tatil hakkını kullanmadığı sabit olduğuna göre, bu süre henüz işlemeye başlamamıştır ve sözleşme bu süre içerisinde askıdadır.
2012/24568-30178
Davacının cayma bildirimi süresindedir. Mahkemece, davanın kabulü gerekirken, yazılı şekilde sözleşmenin benimsendiği gerekçesiyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 27.12.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(muhalif)
MUHALEFET ŞERHİ
Mahkemece toplanan deliller sonucunda, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin, devre tatil sözleşmesi niteliği, süresinde cayma hakkının kullanılmayarak, sözleşmenin benimsenmesi gerekçesiyle sözleşmeden dönme isteği yerinde bulunmayarak davanın reddine karar verilmiştir. 4077 s.kanunun 6/B maddesi bağımsız olarak devre tatil sözleşmelerini düzenlemekle, genel açıklamalar dışında kanunun ayrıntılarını Bakanlık düzenlemesine bırakmaktadır. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından düzenlenen Resmi Gazetenin 13.06.2003 tarihli nüshasında yayınlanıp, 14.06.2003 tarihinde yürürlüğe giren Devre Tatil Sözleşmeleri uygulama usul ve esasları hakkındaki yönetmelik daha açık hükümler getirmekte, özellikle cayma hakkı etraflıca açıklanmaktadır. Olayımızda davacı, 16.07.2006 tarihinde bir takım kandırmalar sonucu tesiste, devre tatil sözleşmesini imzaladığını, bu hakkını hiç kullanmadığını, araştırma sonucu aldatıldığını tespit ederek sözleşmeden caydığını belirtip işbu sözleşmenin feshi davasını açmış olup, sayın çoğunluk ile aramızda bulunan görüş farkı devre tatil sözleşmeleri için 4077 s.kanunun 8 ve 9.maddelerinin uygulanıp uygulanmıyacağı, cayma hakkının başlangıcı hakkındadır. Devre tatille ilgili bağımsız bir maddenin varlığı karşısında bu sözleşmeler için başka sözleşmelere dair hükümleri uygulanamayacağı açık olup, çünkü kanun koyucu bu konudaki farklılığı değerlendirerek 2003 yılında ayrı bir düzenleme getirmiş bulunmakla, konu ancak buna dair mevzuatla çözümlenebilir. Bu açıklamalar ışığında tesiste imzalanan devre tatil sözleşmesi yönünden davacının cayma hakkı bulunmamakla birlikte, tarafımızdan da uygun bulunan yerleşik uygulama, makul sürede satım konusunun incelenmesi, değerlendirilmesi ve buna göre cayma hakkının kullanılmasıdır. Her hakkının kullanımı yönünden bazı sınırlamalar bulunması, özellikle satıcının zararlarının azaltılması konusununda değerlendirilmesi gerekir. Davalı sözleşme tarihinden itibaren edimini yerine getirmek, devre hakkını hazır bulundurmak, bu devreyi başkasına kullandırmamakla yükümlü olup, bundan dolayı bir takım masraflar yapmak zorunda bulunmakla, davacının da cayma hakkını makul sürede kullanıp, davacının daha fazla zarar görmesini önlemesi gerekir. 16.07.2006 sözleşme tarihinden 4 yıl gibi bir süre sonrasında cayma hakkının kullanılması bu açıkmalar ışığında yerinde ve zamanında olmamıştır. Türk Medeni Kanunu hükümleri gereğince bir hakkın kötüye kullanılması korunamayacağı için, neticeten mahkeme kararının sonuç olarak doğru olduğu, davacının sözleşmeyi benimsediği değerlendirmesi ışığında kararın bu nedenlerle sayın çoğunluğun görüşünden farklı olarak onanması gerektiği kanaatindeyim.