MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, vekilliğini üstlendiği davalının kendisini haksız yere azlettiğini ve vekalet ücretini ödemediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşulu ile 7.100,00 TL avukatlık ücretinin muacceliyet tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile kendisine verilmesini istemiş; daha sonra ıslah dilekçesi ile talep miktarını 72.126,98TL olarak artırmış; 07.02.2011 havale tarihli dilekçe ile ise talebinden uhdesinde bulunan 3.600TL'nin mahsubu ile 62.526,89TL'nin ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 31.895,99TL avukatlık ücreti alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, karar verilmiş; hükmün, gerekçe kısmında ise “...böylelikle davalı şirketin azilde haklı olduğu ek bilirkişi raporuna göre de şirketin bundan dolayı vergi ziyaının 19.846,66 TL olduğu anlaşılmakla, öncelikle bu miktar davacı avukatın avukatlık ücretinden düşülmüş, azil haklı olduğundan normal avukatlık ücretine hak kazanılamayacağı sonucuna varılmış, bu nedenle hak ettiği ücretin toplamda 63.791,98 TL olduğu nazara alınarak, önce vergi kaybı rakamı bu ücretten düşülmüş, geriye kalanın ise avukatın kusurlu oluşu nazara alınarak bu ücretin de yarısına hak kazanması gerektiği sonucuna varılmıştır.” denilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381, 388. ve 389. maddelerinde (yeni HMK 294,297) düzenlenmiş olup, hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış; 388. maddesinin son fıkrası (yeni HMK 297/son) ile "Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir" hükmü getirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta açıklanan yasal düzenleme gözetilmeyerek gerekçe ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
2-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 22.5.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.