MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 21.06.2010 tarihli vekaletname ile vekil tayin edildiğini, davalının Bulancak Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/213 Esas sayılı şuf'a davasını takip ettiğini, görevini özenle yerine getirdiği halde 01.11.2011 tarihinde haksız azledildiğini, 2011 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden hesaplanan 12.100,00-TL vekalet ücretinin ödenmediğini, tahsili için başlatılan icra takibine de haksız itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptaline ve %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, 4.000,00-TL vekalet ücreti konusunda sözlü olarak anlaştıklarını, davacının şuf'a davasının diğer tarafının akrabası olduğunu kendisinden gizlediğini, vekillik görevini gereği gibi yerine getirmediğini, keşif sırasında bilirkişilere göstermesi gereken sınırları göstermediğini, bilirkişi raporuna itiraz etmediğini, azlin haklı olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 4.000,00-TL yönünden itirazın iptali ile, takibin devamına, kabul edilen alacağın takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, kabul edilen alacağın %20 si olan 800,00-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Avukatın, vekil olarak borçları Türk Borçlar Kanunu'nun 505. (Mülga Borçlar Kanunu'nun 389.) ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, vekil, adı geçen Kanunu'nun 506. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır.
“Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu'nun 506. (Mülga Borçlar Kanunu'nun 390.) maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir.
Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır.
Avukatlık Kanunu'nun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden, azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde, davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa;davacı avukatın 21.06.2010 tarihli vekaletnameye istinaden davalının vekili sıfatı ile Bulancak Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/213 E. sayılı şuf'a davasını takip ettiği, 21.06.2010 tarihli azilname ile görülen lüzum üzerine azledildiği, taraflar arasında vekalet ücretine ilişkin yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı, bilirkişi raporunda açıklandığı üzere davacının vekillikten azlini gerektirecek kusur ve ihmalinin mevcut olmadığı, vekalet görevini özenle yerine getirdiği ve azlin haksız olduğu tüm dosya kapsamı itibariyle anlaşılmakta olup, mahkemenin de kabulündedir. Hal böyle olunca davacının talep ettiği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen nispi vekalet ücretine hak kazandığı açık olup, mahkemece, bu alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın tamamen iptaline karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ve eksik inceleme ile şuf'a davasının birleştiği dava dosyası yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi nedeniyle davacının nispi vekalet ücretine hak kazanamayacağı ancak davalının kabulünde olan miktara hak kazandığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.02.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.