MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, belgeye dayalı alacağın tahsili için başlattığı icra takibine davalıların haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek,davalıların itirazlarının iptali ile % 40 icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece,davanın kısmen kabulü ile icra takibinin 20.000,00 TL asıl alacak üzerinden takip tarihinden itibaren işletilecek yasal faiz ile birlikte devamına, davalı borçlunun takipten sonra 25.420,00 TL yatırması sebebiyle bu miktar yönünden dava tarihi itibariyle davanın konusuz kaldığının tespitine) işlemiş faize ilişkin talebinin reddine,alacağın asıl kısmı olan 20.000,00 TL üzerinden hesaplanacak % 20 icra inkar tazminatının davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davacı, davalının temyizine cevap dilekçesi ile hükmü temyiz etmiş olup,davalının temyiz dilekçesi davacıya 06.01.2014 tarihinde tebliğ edilmiş, katılma yoluyla temyiz dilekçesi ise 17.01.2014 tarihinde verilmiştir. HUMK.nun 433/2 maddesi uyarınca 10 günlük süre geçtikten sonra verilen davacının temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2-İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce,icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek 2014/8189-36592
haklı çıkması yasal koşullardandır.Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu Olduğunu tespit edebilir durumda ise,alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur.Öte yandan,alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.
Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde,asıl borçlu olan davalı ... tarafından davanın açılmasından önce borcun yatırıldığı,davalı ...'in ise kefil olduğu dosya kapsamı ile sabittir.Bu durumda davalı ... hakkında icra inkar tazminatına hükmedilmemesi gerekirken,mahkemece aksi düşünce ile karar verilmesi bozma nedenidir.Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın düzeltilerek onanması HUMK.’nun 438/7. maddesi hükmü gereğidir.
SONUÇ:Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle davacının temyiz dilekçesinin REDDİNE,ikinci bentte açıklanan nedenlerle mahkeme kararının hüküm bölümünde yer alan “ davalılardan müteselsilen " kelimelerinin çıkarılmasına, yerine “ davalı ...'den ” kelimelerinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 20.11.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.