MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, murislerinin 2011 yılında davalı bankadan tüketici kredisi kullandığını, 03.10.2013 tarihinde vefat ettiğini, yeniden hayat sigortası yapılmadığından bahisle tüketici kredisinin kalan borcun ödenmesinin Banka tarafından kendilerine bildirildiğini, davalı ile murisleri arasında yapılan kredi sözleşmesine göre, bankanın menfaat sahibi olarak murislerinin hayat sigortasını yaptırmaya yetkili olduğunu, kendilerinin, bankayla yapılan sözleşmeye güvenerek ve hayat sigortasının yapıldığını sanarak herhangi bir teşebbüste bulunmadıklarını ve sigorta yaptırmadıklarını, davalı Bankanın sözleşme gereklerini yerine getirmeyerek miras bırakanın hayat sigortasını yenilemediğini ileri sürerek, kredi borcundan dolayı borçlu olmadıklarının tespitine ve taşınmazları üzerine kredi sözleşmesine istinaden konulan ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı Banka, sözleşme hükümlerine göre hayat sigortası yaptırma yükümlülüğünün kredili müşteriye ait olduğunu, kendilerinin bildirim yükümlülüğünü sözleşmedeki adrese 2 ay önceden tebligat yapmak suretiyle yerine getirdiklerini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm,davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacılar, murislerinin davalı Bankadan kullandığını kredinin ilk kullanımı sırasında hayat sigortası yaptırdığını, sigortanın 2011 ve 2012 yılında davalı banka tarafından yenilendiği halde 2013 yılında yenilenmediğini, murislerinin 2013 yılında vefat ettiğini, hayat sigortasının yenileme döneminde davalı Bankanın yenileme yapmadığı gibi uyarıda da bulunmadığını bildirerek kredi borcu yönünden borçlu olmadıklarının tespiti istemi ile eldeki davayı açmışlardır. Davalı Banka, aralarındaki sözleşme hükümlerine göre bankayı hayat sigortası sözleşmesini yenilemeye mecbur kılan bir maddenin bulunmadığını savunmuş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Uyuşmazlıkla ilgili mevzuat ve sözleşme hükümleri incelendiğinde; 17.01.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak, 01.02.2009 tarihinde yürürlüğe giren, “Bireysel Kredilerde Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği”nin “Amaç” başlıklı bölümünde, “Bu Yönetmeliğin amacı, kredi kuruluşları tarafından verilen kredilerle bağlantılı olan zorunlu ve ihtiyari sigorta ürünlerinin sunumunda birlik ve güvenilirliği sağlamak, sigorta ettirenlerin, sigortalıların ve lehdarların hak ve menfaatlerini korumak ve verilecek hizmete ilişkin usul ve esasları düzenlemektir” denilmekte, “Kapsam” başlıklı bölümünde ise, “Bu Yönetmelik, Türkiye’de faaliyet gösteren her türlü kredi kuruluşunun sağladığı kredilerle bağlantılı yaptırılan ihtiyari ve zorunlu sigortaları ve bu sigortalar dahilinde verilecek teminatları kapsar.” denildikten sonra aynı Yönetmeliğin “İhtiyari Sigortalar” başlığında düzenlenen, 6. maddesinin 2. fıkrasında da, “İhtiyari sigortalarda, kredi süresi içerisinde yenileme sorumluluğu kredi kullanana, yenilemeye ilişkin bildirim yapma ve bilgilendirme sorumluluğu ise kredi kuruluşuna aittir” denilmektedir.
Davacıların murisi ile davalı Banka arasında imzalanan kredi sözleşmesinin, “Sigorta” başlıklı 16. maddesinde " müşteri tarafından vade tarihinde yenilenmeyen poliçelerin bankaca yenilenmesi yetkisi banka için hiçbir mecburiyet teşkil etmez ve bundan dolayı bankaya hiçbir sorumluluk yüklenemez" hükmü bulunmaktadır.
Ancak, kredi sözleşmeleriyle bağlantılı sigortaların yapılması halinde sigorta ettirenlerin, sigortalıların ve lehdarların hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla çıkarılan, “Bireysel Kredilerde Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği”, 17.1.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak, 1.2.2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Az yukarıda sözü edilen Yönetmeliğin ilgili hükmü gereğince, kredi süresi içerisinde sigorta poliçesini yenileme sorumluluğu kredi kullanana ait olmakla birlikte, yenilemeye ilişkin bildirim yapma ve bilgilendirme sorumluluğunun da kredi veren Bankaya ait olduğunun kabulü gerekir. Kaldı ki davalı bankada bildirim yükümlülüğü olduğunu kabul etmiş ve davacıya bu hsususta tebligat yaptığını savunmuştur.
Somut olayda, davalı banka tarafından sigortanın yenilenme tarihinden önce bildirim amacıyla yapılan tebligatın yollandığı adres sözleşmedeki adres ile ve davacıların mevcut ikamet adresleri ile uyuşmamakta ve yapılan tebliğin kime yapıldığı hususu da anlaşılamamakta olup tebligat bu hali ile usulüne uygun bulunmamaktadır. Olayda davalının bildirim yükümlülüğünü yerine getirdiğinden bahsedilemez. Mahkeme de bu gerekçe ile davanın kabulüne karar vermiş ise de sigortanın yenilenip yenilenmediğinin de, kredi borçlusu tarafından takibi gerektiğinden, uyuşmazlık konusu olan “hayat sigortasının yenilenmemesi” nedeniyle tarafların müterafık kusurlu oldukları sonucuna varılmalıdır. O halde mahkemece tarafların kusur oranları takdir edilerek, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 1.315,80 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/11/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.