MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, kardeşi olan davalıya borç para verdiğini, karşılığında 4.4.2007 tarihli sözleşme yapılarak davalıya ait 46 nolu parseldeki taşınmazın 1.500 metrekarelik kısmının tarafına devredileceğinin kararlaştırıldığını, ödüncün teminatı olarak da davalı taşınmazı üzerine 10.000 TL bedelli lehine ipotek tesis edildiğini, davalının sözleşme hükümlerini yerine getirmediğini, borcunu ödemediği gibi, tapu devrine de yanaşmadığını, bu nedenle sözleşme gereğince cezai şart bedelini ödemesi gerektiğini ileri sürerek, tahsili için yaptığı icra takibine haksız itirazın iptali ile % 20 inkar tazminatına karar verilmesini , mümkün olmazsa, 46 nolu parseldeki taşınmazın 1.500 metrekarelik kısmının rayiç değerinin tesbiti ile yasal faizi ile ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, gayrimenkul satış vaadi içeren sözleşmenin geçersiz olduğunu, cezai şart talebinin doğmadığını, konusu 10.000 TL Olan ödünç sözleşmesi için değeri çok yüksek olan taşınmazın devrinin karalaştırılmasının gabin nedeni ile geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile 46 parsel sayılı taşınmazın 1500 m2'lik kısmının değerinin 135.000 TL olarak tespiti ile taraflar arasındaki sözleşme uyarınca ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı ile imzalanan 4.4.2007 tarihli sözleşmeye göre, kendi edimlerini yerine getirdiğini ancak davalının edimlerini yerine getirmediğini ileri sürerek sözleşme ile kararlaştırılan 100.000 TL cezai şartın ya da mümkün olmazsa taşınmazın bedelinin ödetilmesi isteği ile eldeki davayı açmıştır. Davalı, gayrimenkul satış vaadi içeren sözleşmenin geçersiz olduğunu, davacının zor durumda kalmasından yararlanarak yanılttığını ve 10.000 TL.lik ödünce karşılık değeri 400.000 TL.den fazla olan taşınmazın devrinin kararlaştırılmasının gabini ortaya koyduğunu savunmuştur. Mahkemece, davalının borcu ödediğine ilişkin savunmasının bulunmadığı, sözleşmede belirlenen cezai şartın aksini davalı tarafın yazılı bir belge ile ispat edemediği bu nedenle davacının davasına alacak olarak devam ettiği gözetilerek 1.500 metrekarelik taşınmazın dava tarihindeki değerinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davacı ile davalı arasında 4.4.2007 tarihli “ borç senedi ve sözleşmedir “ başlıklı belgenin düzenlendiği, anılan belgede; davalı ...'in davacı ... 'ten miktarı belirtilmeksizin borç aldığı açıklandıktan sonra tarafların karşılıklı olarak hak ve yükümlülüklerinin belirlendiği, buna göre; davalı ...'in bu borcun teminatı olmak üzere sahibi bulunduğu, 46 nolu parselde ipotek vermeyi taahhüt ettiği, davalı ...'in davacı ... 'ten aldığı borç paranın 46 nolu parselin o anki rayiç bedeli dikkate alındığında 1.500 metrekarelik miktarına karşılık geldiği ve yasal mevzuat imkan verdiğinde 1.500 metrekarelik kısmının tapu devrinin alacaklı ... 'e verileceğinin taahhüt edildiği, devrin gerçekleşmesi halinde, taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılacağı ve ipotek nedeni ile başkaca alacağın kalmayacağı, ...aksine bir davranış ve cayma halinde borçlu davalının cezai şart olarak 100.000 TL.yi ödeyeceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.
Anılan sözleşmeye göre, davalı adına kayıtlı olan 46 nolu parsel üzerinde davacı lehine 10.000 TL bedelli ipotek konulduğu ve davacının 30.5.2013 tarihli celsedeki beyanında; davalıya sahibi olduğu sürücü kursunu devir ettiği ve bunun haricinde bir kısım paralar verdiğini, karşılığı olarak da sahibi olduğu arazinin 1.500 metrekareye isabet eden taşınmazın devrinin kararlaştırıldığını, ipoteğin fazla masraf çıkmaması için 10.000 TL üzerinden yapıldığını açıklamış, davalı da davacının beyanını kabul etmediğini bildirmiştir. Ayrıca davacı davaya alacak davası olarak devam edilmesini talep etmiştir.
Yukarıda hükümleri açıklanan 4.4.2007 tarihli sözleşmenin tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme olarak kabulü gerektiği gözetildiğinde; taraflardan birinin asli edim yükümlülüğünü yerine getirmemesi durumunda karşı tarafın ne gibi talep haklarının bulunduğunun gözden uzak tutulmaması gerekir. O halde, uyuşmazlığın çözümü için anılan protokol ile iki tarafa yüklenen yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğinin tesbiti önem arzetmektedir. Öyle ki, sözleşme içeriğinden davacının davalıya borç para verdiği ve karşılığının sözleşme tarihindeki davalı taşınmazının 1.500 metrekarelik değerine tekabül ettiğinin kararlaştırıldığı anlaşıldığına göre ve mahkemenin de kabulünde olduğu gibi, davalının da borcunu ödemediği anlaşıldığına göre, davacı anılan taşınmazın sözleşme tarihindeki 1.500 metrekarelik bölümüne isabet eden değerini talebe hakkının bulunduğunun kabulü gerekir. Mahkemece sözleşmedeki tapu devri taahhüdünün resmi biçimde yapılmadığı hususu gözardı edilerek yazılı şekilde taşınmazın dava tarihindeki değerine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 2.305,47 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01/12/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.