MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 29.9.2004 gününde davalı hastanenin işlettiği kadın doğum servisine başvurduğunu, burada ilgili doktorun düşük yaptığını söyleyip, reçete yazdığını, reçetede yazılan ilaçları kullanırken baş ağrısı başlayıp, ateşinin yükseldiğini, bu kez 5.10.2004 gününde aynı hastanenin kulak burun boğaz servisine gittiğini, kendisine kriptik tonsilit teşhisi konulup, herhangi bir test yapılmadan pensilin iğnesi enjekte edildiğini, yüksek ateş ve şok geçirdiğini, derisinin döküldüğünü, özel hastanelerde tedavi gördüğünü, halen iyileşmediğini, tüm bunlardan diğer davalı doktorların da sorumlu bulunduğunu ileri sürerek 60.000YTL maddi ve 100.000YTL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, tıbbın gereklerini yerine getirdiklerini ve olayda kusurlarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, 21.05.2008 tarihli karar ile, davacıda beliren sendromların yapılan penisiline bağlanamayacağı gerekçe gösterilmek ve Adli Tıp Kurumu raporu esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş; dairemizin 28.04.2009 tarihli ilamıyla, davalıların aydınlatılmış onam alma yükümlülüğünü yerine getirip getirmedikleri yönünde üniversitelerden seçilecek uzman heyetten rapor alınması istenilmiş; mahkemece bozmaya uyularak rapor aldırılmış ancak 12.12.2012 tarihli kararla, ameliyatın yapıldığı tarihteki mevzuata uygun işlem yapıldığından bahisle yine davanın reddine karar verilmiş; dairemizin 07.10.2013 tarihli ilamıyla da, davalıların davacıyı bozmada belirtilen hususlar açısından aydınlatıp, aydınlatıcı onamını almadığı benimsenmek suretiyle uygun bir tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuş; yine bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda ise, davacının davasının kısmen kabul kısmen reddine, mahkemece re'sen taktir edilen 25.000,00TL uygun tazminatın haksız fiil tarihi olan 07/10/2004 tarihinden itibaren işlemiş yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş; hüküm bu kez her iki tarafça temyiz edilmiştir.
1-Anayasanın 141/3 maddesinde "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 298/2. maddesine göre; gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Açıklanan bu hükümler en başta yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir ve emredici hükümlerden olup "Kamu Düzeni" amacı ile vaz'edilmişlerdir. Bu hükümlerle getirilen anılan biçim koşulları hükmün açıklığı ve anlaşılırlığı kadar infaz kabiliyetini de sağlamak amacını taşımaktadır. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Görülmektedir ki, uyuşmazlıkların çözümünde yargıya düşen en önemli görevlerden birisi de açık ve net çözümler bulmak, anlaşılabilir, tutarlı kararlarla kamu düzen ve barışının sağlanmasına hizmet etmek olmalıdır. Taraflar ancak gerekçe sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilecekleri gibi Yargıtay denetimi de ancak kararın gerekçe içermesi halinde mümkün olacaktır. İşte bu nedenledir ki, kararın gerekçesinde hangi maddi vakıanın hangi hukuki sebeple davacıyı haklı gösterdiğinin açıklanması halinde ancak, HMK.nun 298. maddesine uygun bir kararın varlığından söz edilebilecektir. Gerek Anayasamız, gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemelerin nihai amacı da budur.
Adil yargılanma hakkının içinde barındırdığı temel haklardan olan ve dayanağını insan onuru ile eşitlik ilkesinden alan, hukuki dinlenilme hakkının üç unsuru vardır. Bunlar, tarafların yargılama konusunda bilgilenme hakkı, yargılama ile ilgili açıklama ve ispat hakkı, bu açıklamaların mahkemece dikkate alınıp değerlendirilmesi yükümlülüğüdür. Gerekçe özellikle tarafların yargılamada dikkate alındığının, açıklama ve delillerinin değerlendirildiğinin bir göstergesidir.
Kararın gerekçeli olması hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin de bir gereğidir. Zira, mahkemenin keyfilikten uzak şekilde, hukuka ve kanuna uygun karar verip vermediği ancak gerekçeden anlaşılabilir. Bu sebepledir ki, Anayasa'da kararların gerekçeli olması özel olarak vurgulanmıştır.
Yukarıda açıklanan hukuki olgular ışığında dosya incelendiğinde, davacının ayrı ayrı maddi-manevi tazminat talebi bulunmasına rağmen, yalnızca “25.000TL uygun tazminat” adı altında hüküm kurulduğu, hükmedilen bu tazminatın maddi mi manevi mi olduğunun açıklanmayıp, diğer talep hakkında da hüküm kurulmadığı, bu şekilde Anayasanın 141/3. ve 6100 sayılı HMK.nun 298/2. maddesine aykırı davranıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece değinilen bu yönlere aykırı davranılarak, eksik, açık olmayan şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre, tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 27,70 TL harcın istek halinde davacıya, peşin alınan 454,64 TL harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy