MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davalı Asil ... ile davacı vekili avukat ...'ın gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan taraf ve avukatın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı avukat ile 07.03.2012 tarihli “Avukatlık ve Hukuki Danışmanlık Ücret Sözleşmesi” imzaladıklarını, avukatlık ücreti olarak 1.000.000,00-TL belirlendiğini, ancak davalı avukatın sadece Asliye Ticaret Mahkemesinde genel kurul kararlarının iptali ve şirkete kayyum tayini konusunda dava açtığını, başkaca hukuki yardımda bulunmadığını, sözleşmede kararlaştırılan ücret ile hizmet arasında makul bir oranın söz konusu olmadığını, Borçlar Kanununun amir hükümleri dikkate alındığında iyiniyet ve ahlak kurallarına aykırı olan bu ücret sözleşmesinin geçersiz olduğunu, Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinin uygulanmasının gerektiğini, davalının takipten önce 35.000,00 TL'yi tahsil ettiğini, Ankara 16. İcra Müdürlüğü'nün 2013/1817 Esas sayılı dosyasında ücret sözleşmesine dayanarak bakiye 965.000,00-TL'nin tahsili için aleyhine icra takibi başlattığını ileri sürerek icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, fazla ödenen 33.680,00-TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, sözleşmede belirtilen görevleri yerine getirdiğini, sunulan avukatlık ve danışmanlık hizmeti nedeniyle davacıya sağlanan faydanın çok yüksek olduğunu, davacı ve şirket ortakları arasındaki ihtilafın vermiş olduğu emek sonucunda anlaşma zeminine getirildiğini, ancak davacının bu aşamada kendisini berteraf ederek rızası dışında başka bir avukat vasıtası ile diğer ortaklarla anlaştığını ve şirket hissesini devrettiğini, bu şekilde işi takip etme olanağının elinden alındığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, ....İcra Müdürlüğü'nün 2013/1817 Esas sayılı dosyasında davacının borçlu olmadığının tespitine, davacının 35.000,00-TL yönünden davalıya açmış olduğu alacak davasının reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davacı iş sahibi ile davalı avukat arasında 07.03.2012 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 2. maddesinde verilecek hukuki yardımın karşılığı olarak 1.000.000,00-TL + KDV maktu ücret belirlendiği, davalıya 35.000,00-TL ödeme yapıldığı hususları ihtilafsızdır. Avukatlık ücret sözleşmesinde işin konusu; iş sahibinin ortağı olduğu ... ile ilgili olarak iş sahibinin adı geçen şirketin diğer ortakları ile aralarındaki hukuki ihtilafların çözümünde davalı avukatın iş sahibine avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti vermesi ile bu çerçevede tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi şeklinde belirtilmiş, bu kapsamda davalı avukata şikayet ve bildirim dilekçeleri düzenlemek, ihtarname hazırlamak, şirket yönetim kurulu ve denetim kurulu toplantılarına hazırlanmak, talep halinde bu toplantılara katılmak, dava açmak veya açılan davaları takip etmek, lüzum görülmesi halinde şirkete kayyım atanması için dava açmak ve takip etmek, bilumum avukatlık ve hukuki danışmanlık hizmeti sunmak görevleri verilmiştir. Davacı, davalı avukatın sadece şirket genel kurul kararlarının iptali ve şirkete kayyum tayini için dava açtığını, başkaca hukuki yardımda bulunmadığını, verilen hizmet ile kararlaştırılan ücret arasında makul bir orantı olmadığını ileri sürerek bakiye vekalet ücretinin tahsili için davalı avukat tarafından aleyhine başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitini ve fazla ödenen meblağın tahsilini istemiştir. Davalı ise sözleşmede belirtilen görevleri yerine getirdiğini, sunulan avukatlık ve danışmanlık hizmeti nedeniyle davacıya sağlanan faydanın çok yüksek olduğunu, davacı ve diğer ortaklar arasındaki ihtilafın vermiş olduğu emek sonucunda anlaşma zeminine getirildiğini, ancak davacının bu aşamada kendisini berteraf ederek rızası dışında başka bir avukat vasıtası ile diğer ortaklarla anlaşarak şirket hissesini devrettiğini savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, verilen görevin dava veya icra takibi veya bir iş takibi niteliğinde olmayıp genel bir hukuk danışmanlığı hizmeti şeklinde belirlendiği, buna karşılık 1.000.000,00-TL ücretin öngörüldüğü, davalı avukat tarafından alınan vekaletname doğrultusunda ... Asliye Ticaret Mahkemesinde, ... Sulh Hukuk Mahkemesinde davalar açıldığı, tespitler yaptırıldığı, Avukatlık Yasası ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Hükümleri nazara alındığında belirlenen ücretin adil, makul ve hakça bir dengesinin bulunmadığı, Borçlar Kanununun 28.maddesine aykırılık teşkil ettiği ve bu doğrultuda davalı avukat tarafından yapılan icra takibinde hukuka uyarlılığın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, icra takibi nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine, alacak talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme aşamasında henüz açılmış bir dava yada icra takibi bulunmadığından taraflar arasında imzalanan sözleşmede işin konusu ve hukuki yardım genel hatlarıyla ancak açıkça belirlenmiş olup, sözleşmenin 2. maddesinde ise avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağ maktu olarak kararlaştırılmıştır. Sözleşme, Avukatlık Kanununun 163. maddesindeki şartları taşımakta olup geçerlidir. Dosya kapsamından davalı avukatın dava dışı şirketin genel kurul toplantılarına katıldığı, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/257 Esas sayılı dosyasında genel kurul kararının iptali ile şirkete kayyum tayini için dava açtığı, Sulh Hukuk Mahkemelerinde tespitler yaptırdığı, keşiflerine katıldığı, idari mercilere dilekçeler yazdığı ve davacıyı temsil ettiği, gerekli müracatları yaptığı, bir başka ifade ile sözleşme ile kendisine yüklenen görevleri yerine getirdiği, ancak davacının başka bir avukat vasıtası ile Asliye Ticaret Mahkemesine başvurarak davasından feragat ettiği ve şirket hissesini diğer ortaklara devrettiği anlaşılmaktadır. Borçlar hukukumuzun ana ilkelerinden biri sözleşme serbestisi olup, basiretli bir işadamı olan davacı sözleşme hükümlerini bilerek imzalamıştır. Davacının zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden yada deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle imzalatıldığı da iddia ve ispat edilememiştir. Yine, davalı avukatın görevini özenle yerine getirdiği, ancak muvafakatı dışında başka bir avukat aracılığı ile davacının hissesini diğer ortaklara devrettiği de sabittir. Hal böyle olunca davacı, sözleşmede kararlaştırılan vekalet ücretini davalıya ödemekle yükümlüdür. Davacının şirket hissesini devrettikten sonra sözleşmedeki ücretin orantısız, iyiniyet ve ahlak kurallarına aykırı olduğunu ileri süremesi açıkça iyiniyet kurallarına aykırılık oluşturur. Bu durumda mahkemece, davanın menfi tespit talebi yönünden de reddine karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ve yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan 16.479,80 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.