MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı ile imzaladığı bireysel kredi sözleşmesinden kaynaklanan taksitleri ödeyemediğini, davalının ise SGK tarafından yatırılan 17.779,76 TL çeyiz parasına el koyduğunu ileri sürerek 17.779,76 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı banka, davacı ile imzalanan 21/6/2013 tarihli bireysel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun Ödenmemesi üzerine icra takibi başlatıldığını, kredi sözleşmesi ile birlikte davacının “takas, virman, mahsup talimatı başlıklı belgeyi de imzaladığını ve bu belge ile birlikte davacının kredi borcu bitene kadar hesaba yatan ve yatacak olan tutarları bankanın çekeceğini kabul etmiş olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, maaş hesabına SGK tarafından gönderilen çeyiz (evlenme) parasının davalı tarafından haksız olarak el konulduğunu ileri sürerek yatırılan 17.779,76 TL'nin tahsilini İstemiştir. Davalı ise davacının borcu ödememesi sebebi ile icra takibi başlatıldığını, imzalanan sözleşme ve virman-takas-mahsup başlıklı belgeye göre yapılan işlemin hukuka uygun olduğunu savunmuştur. Mahkemece, evlenme ödeneğinin haczi mümkün olmadığından hesap üzerine bloke koymasının haksız olduğu, sözleşme hükümlerinin de haksız şart niteliğinde olduğu, hakkın doğumundan önce virman talimatı verilmesinin de haczedilmeyecek ödeneğin blokesine rıza gösterilmesi olarak yorumlanamayacağı kanaati ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı yasanın 56.maddesi ile değişik 5510 sayılı yasanın 93.maddesinde “Bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve Ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının Genel Sağlık Sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler 88.maddeye göre takıp ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları kuralı getirilmiştir. Buna karşın İİK.nun 83/a maddesi "İİK.nun 82 ve 83, maddelerinde yazılan mal ve hakların haczolunabileceğine dair önceden yapılan anlaşmalar muteber değildir" hükmünü taşımaktadır. Bu madde gereğince borçlunun hacizden önceki dönemde haczi mümkün olmayan bir malın haczedilebileceğine dair alacaklı ile yaptığı anlaşma geçerli değildir. Ne var ki 28.02.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 Sayılı Kanunun 32.maddesi ile değişik 5510 Sayılı SGK.nun 93/1,maddesinde, bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine İlişkin taleplerin borçlunun muvafakati yok ise, icra müdürü tarafından reddedileceği" düzenlemesine yer verilmiştir. Bu hükmün İÎK.nun 83/a maddesine göre daha özel düzenleme içerdiği ve takip hukukuna göre icra takibinin kesinleşmiş olması şartıyla haciz sırasında veya hacizden sonra 5510 Sayılı Yasanın 93. maddesi kapsamındaki gelir, aylık ve ödeneklerin haczine ilişkin verilen muvafakatin geçerli olacağı, bu durumda borçlunun haciz sırasında veya haciz işleminin gerçekleşmesinden sonraki dönemde borçlunun haczedilmesi mümkün olmayan mal ve haklarla ilgili olarak bu hakkından vazgeçebileceği, sözleşme hukukuna göre bu yasağın kesin olmadığı, yasanın tarafların iradesine ağırlık vererek muvafakat yoluyla SGK'dan alınan gelir, aylık ve ödeneklere bloke konulmasına, borcun başka teminatlara başvurulmadan ödenmesine imkan sağladığı, böylece tarafların sözleşme ile belirledikleri hükmü ortadan kaldırmadığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda davacı az yukarıda zikredilen yasal düzenlemeler yürürlükte iken kredi sözleşmesini imzalamıştır. Davacı tarafından İmzalanan sözleşmenin ilgili maddesi ve kredi sözleşmesine ek olarak imzalanan virman-takas-mahsup talimatı başlıklı belge ile kredi borcunun tamamen tahsil ve tasfiye edilinceye kadar banka nezdinde bulunan tüm alacakları, mevduat ve hesapları üzerinde bloke, hapis, mahsup ve takas etme yetkisini davalı bankaya vermiş olup, SGK dan olan alacaklarına ve hesaba yatan her türlü alacak üzerinden yapılmasına da muvafakat etmiştir. Davacı SGK tarafından yatırılan 17,779,76 TL'ye banka tarafından el konulması üzerine, eldeki davayı açmıştır. Davacı sözleşmeden dönmediğine göre borcu ne şekilde ödeyeceğini de açıklamamıştır. Bankada bu taahhüdü teminat kabul ederek başka teminat istemeden krediyi kullandırmıştır. Davalı Banka sözleşme hükümlerine göre kesinti yapmıştır. Hemen belirtilmelidir ki davacının bankadan aldığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak Ödememesi halinde sözleşme gereğince kullandırılan kredinin teminatı olarak hesabından kesinti yapılmasını kabul etmesi ve diğer teminat öngören hükümlerin sözleşmeye konulmasına rıza göstermesinin haksız şart olarak kabulü mümkün değildir. Zira davacı serbest İradesi ile sözleşme şartlarına uygun olarak kredi borcu taksitlerinin bankadan aldığı maaşından kesilmesi İçin talimat verdiğine göre artık sözleşmenin söz konusu hükmünün müzakere edilerek kararlaştırılmadığı söylenemez. Ayrıca bankanın yaptığı işlemin sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerin dürüstlük kuralına aykırı düşecek şekilde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olduğu kabul edilemez. Davacının bankadan aldığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödemesi gerekir. Davacının taksitlerin maaşından ödenmesini ve yatacak her türlü alacağı bankaya rehnettiğini ihtirazı kayıtsız kabul edip SGK tarafından yatan tutar geri İstemesi hakkın kötüye kullanılması olup iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz.(TMK m.2) Tüketici haklı bîr sebep olmadan sözleşmeyi tek taraflı feshedemez, ifası yapılmış bedellerin iadesini isteyemez, bu şekilde edimini tek taraflı geri istemesi de hukuken himaye göremez. Aksi halde; kredi isteyen kişinin mali durumu ve maaş gelirine göre borcunun ödenebileceği güvencesiyle kredi veren bankanın alacağının imkansızlaşması, kötü niyetli bir kredi borçlusunun borcunu hiç ödememesi gibi bir sonuç doğacaktır. Hal böyle olunca olayda icra müdürlüğünce yapılan bir haciz işlemi olmadığı gözetilerek uyuşmazlığın tarafları bağlayan sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 6.5.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy