MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı şirketin kara yolu yapımı sırasında çıkan artık kazı malzemelerini, 20/03/2011 tarihli taahhütname gereği taşınmazına bıraktığını, taahhütnameye göre bu işlemde ücret alınmayacağının kararlaştırıldığını ancak malzemenin taşsız, temiz toprak olacağının ve asfalt seviyesinde tasfiyeli bir biçimde tarlaya teslim olunacağının şart koşulduğunu ne var ki davalı yanın bu taahhüde aykırı olarak hareket edip taşınmazı kullanılamaz hale getirdiğini ileri sürerek, bozulan arpa ekimi ve taşınmazın eski hale getirilmesi için gerekli tazminat tutarının 20.000 TL sinin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini istemiş, ıslah ile dava değerini 64569,33 TL olarak artırmıştır.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kabulü ile, 20.000 TL’nin 06/08/2012 tarihinden itibaren 44.569,33 TL’nin 16/04/2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; karar davalı yanca temyiz edilmiştir.
Dava, 20/03/2011 tarihli taahhütnameye aykırı olarak kullanılan taşınmazda bozulan arpa ekimi ve taşınmazın eski hale getirilmesi için gerekli tazminat tutarının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, yargılama aşamasında iki kez keşif yapılmış ve farklı bilirkişi raporları tesis edilmiştir. İlk keşif sonrası alınan 27/03/2013 tarihli İnşaat mühendisi tarafından verilen raporda, dolgu malzemesinin temizlenmesi ve eski hale gelmesi için yapılacak giderin 22.201,40 TL olduğu bildirilmiştir. Bu rapora karşı davalı yan itiraz etmiş davacı ise, rapora diyeceklerinin bulunmadığını ıslahı ise daha sonra düşüneceklerini bildirmiştir. Daha sonra yapılan keşif sonucu başka bir inşaat mühendisinden alınan 20/02/2014 tarihli bilirkişi raporunda ise dolgu malzemesinin temizlenmesi ve eski hale gelmesi için yapılacak giderin 64.569,33 TL olduğu bildirilmiş, davalı rapora itiraz etmiş davacı ise davasını ıslah etmiştir. Mahkemece ikinci kez alınan rapor esas alınarak ıslah edilen değer üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Her ne kadar yerel mahkemece, hükme esas alınan raporun yöntemine daha uygun olduğu kanaatine varılmış ise de, davacı ilk keşif sonrası alınan 27/03/2013 tarihli rapora itiraz etmediği için artık bu raporda tespit edilen zarar kapsamı yönünden davalı yararına usuli kazanılmış hak durumu doğmuştur. Bu itibarla gerek mahkemenin ve gerekse davacı tarafın bu rapora kesin surette bağlı olması gerekir. 27/03/2013 tarihli rapora sadece davalı itiraz ettiğine göre, daha sonra yapılan bilirkişi incelemesinde zarar daha yüksek bir miktara ulaşsa dahi, mahkemece usuli kazanılmış hak durumu gözetilerek ilk raporda gerçekleşen miktarla sınırlı ve bağlı kalmak sureti ile karar vermek gerekirdi. İlk raporda zarar hesabı yanlış bir yöntemle yapılsa dahi, yine de bu usuli kurala uymak gerekir. Mahkemece buna rağmen temel usul kuralına aykırı olarak 20/02/2014 tarihli bilirkişi raporu esas alarak fazla tazminata hükmetmiş olması bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda bahsi geçen nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 1.127,70 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/10/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.