MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat ... geldi. Temyiz eden davalı taraftan gelen olmadığından, onların yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı; yeminli mali müşavir olarak çalıştığını, 05/01/2007 tarihinde davalı şirket ile bir yıllığına Denetim ve Tasdik Sözleşmesi yapıldığını, sözleşme bedelinin davalı şirketin yıllık cirosunun % 2 sinden az olmamak üzere aylık 1.400,00 TL + KDV olarak kararlaştırdıklarını, Sözleşmenin 8. maddesi uyarınca sözleşmenin sona ermesinin “en az 1 ay önce yazılı olarak bildirim koşuluna” bağlandığını, bildirimde bulunulmazsa sözleşmenin aynı süre için yenilenmiş sayılacağının hüküm altına alındığını, davalı firmanın sözleşmenin bu hükmünü göz ardı ederek herhangi bir fesih bildiriminde bulunmadan 2008 yılı ücretini ödemediğini, noterden çekilen ihtarnameye de cevap vermeyerek ödeme yapmadığını ileri sürerek KDV dâhil 19.824,00 TL olan yıllık sözleşme hizmet bedeli olan alacağının 01/01/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava; taraflar arasında imzalanan Denetim ve Tasdik Sözleşmesi'nden kaynaklanan ücret alacağının tahsili istemine ilişkindir. Davacı, sözleşmenin feshinin yazılı bildirime tabi olduğunu, usule uygun yazılı bildirim yapılmadığını, kendisinin sözleşme ile belirtilen çerçevede hizmet sunmasına rağmen hak edilmiş ücretinin ödenmediğini ileri sürmekte, davalı taraf ise davacının 2002 yılında hazırladığı rapordaki eksiklikler nedeniyle 2007 yılında şirketlerine 100.000,00 TL para cezası kesildiğini, mesleki dikkat ve özeni göstermediğini, bu nedenle ek sözleşme imzalanmayacağının kendisine sözlü olarak bildirildiğini, davacının 2008 yılı sözleşme hükümlerini yerine getirmediğini ve hizmet vermediğini, 2007 yılı üretim tasdik raporunu hazırlamadığını, bu raporun anlaştıkları başka bir müşavirlik firması tarafından hazırlandığını, davacının herhangi bir ücret hakkının doğmadığını savunmaktadır.
Kural olarak, davacı taraf Sözleşmenin haksız olarak feshi halinde Sözleşmede belirlenen ücretini isteyebilir. Bu husus iş sahibinin temerrüdü halini de kapsamaktadır. Bu itibarla ihtilafın çözümünde, dava konusu olaya da uygulanması gereken 818 sayılı BK 325 maddesinin (6098 sayılı TBK md. 408) göz ardı edilmemesi zorunludur.
BK 325. Maddesi, ”iş sahibi işi kabulde temerrüt ederse işçi taahhüt ettiği işi yapmaya mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti isteyebilir. Şu kadar ki, işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyi mahsup ettirmeye mecburdur.“ hükmünü içermektedir.
Dava konusu somut olayda, Mahkemece davalı şirket tarafından yazılı fesih bildiriminde bulunulmaması nedeniyle Sözleşmenin 2008 yılı için de geçerli olduğu kabul edilerek, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacının 2008 yılına ait ödenmeyen 12 aylık ücret alacağına hükmedilmiştir.
Ne var ki, ücret alacağına hükmedilirken eksik inceleme yapılarak sonuca varılmıştır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, sözleşmeye ana esas teşkil eden üretim tasdik raporunun davalının 2008 yılı için anlaşmaya vardığı dava dışı firma tarafından hazırlandığı ve vergi dairesine verildiği, buna mukabil davacının da vergi dairesi nezdinde 2008 yılı içinde bazı evrak ibrazına ilişkin işlemler yaptığı, ancak 2008 yılında Sözleşme kapsamında tam olarak hizmet vermediği anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte sözleşmenin yerine getirilmesinden kurtulması, davacının tamamıyla başka bir iş yapmaması sonucunu vermemektedir. Çalışma gücü serbest kalan davacı yeni bir iş bulmak yoluna gidecek ve o işten sağlayacağı kazancı, davalıdan alacağı ücretten indirecektir. Burada davacının bu dönem içerisinde kazanacağı para göz önüne alınarak sözleşme kapsamındaki hizmeti yapmaması nedeniyle tasarruf ettiği giderler de ücretten indirilecektir. Ayrıca davacının kazanmaktan kasten kaçındığı paralar da mahsup işlemine tabi tutulacak, böylece davacının zararın artmasına yol açacak davranışları önlenmiş olacaktır.
Hal böyle olunca mahkemece, dava tarihi itibarıyla olaya uygulanması gereken BK’nun 325. maddesi hükmü uyarınca davacının bakiye süre için hizmet verip vermediği gözetilerek, bu dönem ücretinden indirimde bulunulup bulunulmayacağının tartışılması ile uzman bilirkişiden de rapor alınmak suretiyle davacının aynı veya pek yakın koşullarda ne kadar süre içerisinde iş bulabileceği veya ne oranda kazanç sağlayabileceğinin tespiti suretiyle sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.02.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi
Full & Egal Universal Law Academy