MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davacılar vekili avukat ... ile davalı vekili avukat ...'ın gelmeleriyle duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, yurtdışında yaşadıklarını, davalının, davacı ...'nin yeğeni olduğunu, 3 nolu parselde bulunan beş adet daire ve iki dükkanın davalı tarafından 2005-2010 yılları arası kiraya verildiğini, ancak davalının kira bedellerini ödemediği gibi, bizzat kullandığı zemin katın kira bedelini de ödemediğini, ayrıca vekaleten anne ve babasının maaş tahsili, taşınmazların kiraya verilmesi ve bankalardan para çekme işlemlerinde kötü niyetli hareket etmesi üzerine davalıyı azlettiklerini ileri sürerek, davacı ... yönünden 81.574,00 TL nın, davacı ... yönünden 47.000,00 TL nın, davacı ... yönünden 49.820,00 TL nın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, taraflar arasındaki vekaletnamenin genel vekaletname olup, içeriğinde davalıyı kısıtlayan bir düzenleme bulunmadığı, keşif ve duruşmalarda dinlenen tanık beyanları esas alınmak suretiyle davacıların yurt dışında olduğu dönemlerde kira bedellerini davalıya ödedikleri, yurt içinde olduğu dönemlerde zaman zaman toplu halde 3-4 aylık kira bedellerinin elden davacılara ödendiği, davacıların yurt dışında olduğu dönemlerde davalının taşınmazların emlak vergileri, biriken faturaları,taşıt vergisi, faturaları, uçak bilet alım işlemleri ve vergi borçlarını ödediği, tahsilatlara ilişkin listelerin olduğu defterle ve arta kalan parayı davacı ...'e teslim ettiği ve bu şekilde vekalet ilişkisinin sona erdiği, bilirkişi aracılığı ile incelenen banka kayıtlarında bir çok kaydın işlem sebebi belirtilmeksizin yapıldığından gerekçesinin açıklanamadığı gerekçesi ile davalının vekalet ilişkisini kötüye kullandığı iddiası ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, davalının vekalet görevini kötüye kullanması, özellikle de, vekilin özen ve sadakatle iş görme ve hesap verme yükümlülüğüne aykırı davranması hukuksal nedenine dayandırılarak açılmıştır. Gerçekten de vekil, vekaleti iyi bir surette ifa ile yükümlüdür. (B.K. md. 390/2) Eş söyleyişle, müvekkilin kendisine verdiği görevi özen ve sadakatle ifa etmek yükümlülüğü altındadır. Öte yandan, müvekkilin talebi üzerine, yapmış olduğu işin hesabını vermekle, her ne nam ile olursa olsun, almış olduğu şeyi müvekkile tediye etmekle yükümlüdür. (B.K.md. 392/1). Vekilin hesap verme yükümlülüğüne, üçüncü kişilerden aldığı değerler öncelikle dahildir. Belirtilen yükümlülüklere aykırı davranılması halinde vekilin, müvekkile karşı, onun bu yüzden uğradığı zararı tazmin yükümlülüğünün ortaya çıkacağı da çok açıktır. Her ne kadar mahkemece, tanık beyanları esas alınmak suretiyle, davalının vekalet görevini kötüye kullandığı iddiası ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiş ise de, vekilin hesap verme yükümlülüğü bulunduğundan, davada ispat yükü vekil olan davalıdadır. Davacıların açık muvafakati olmadığından yine taraflar arasında HUMK’nun 293/1. (HMK’nun 203/1.) maddesinde sayılan akrabalık ilişkisi de bulunmadığından, HUMK’nun 288. (HMK’nun 200.) maddesi gereğince miktar itibariyle olayda tanık dinlenemez ve dinlenen tanık beyanları hükme esas alınamaz. Somut uyuşmazlıkta davalı, 29.07.2008 ve 25.08.2006 tarihli vekaletnamelere istinaden davacılar adına kira bedellerini tahsil ettiği, bankalardan para çektiğine göre, bu hususta hesap verme yükümlülüğü bulunmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece, davalının vekaletnameye istinaden yapmış olduğu işlemlerden sorumlu olduğu dikkate alınarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Davacıların, davalının bizzat kullandığı zemin katın kira bedelini ödemediğinden bahisle kira alacağı talebinde de bulundukları anlaşılmaktadır. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi, yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak da sözkonusu olmaz. Hal böyle olunca mahkemece, davacılar tarafından davalının bizzat kullandığı zemin katın kira bedelini ödemediğinden bahisle kira alacağına dair taleplerinin, iş bu dava dosyasından tefrik edilerek, sulh hukuk mahkemesi görevli olduğu için görevsizlik kararı verilmek üzere, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın BOZULMASINA, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, peşin alınan 25,20 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.