MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmasız, davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalılar-karşı davacılar vekili avukat ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, kendisine ait olan ancak dava dışı oğulları tarafından haksız olarak işgal edilen 2 adet bağımsız bölümün tahliyesi için 26.02.2007 tarihinde davalı avukatlarla anlaştığını, yazılı sözleşmede kararlaştırılan 1.500.00.TL vekalet ücretini ödediğini, kendisinin vekili olarak davalılar tarafından, dava dışı oğlu Bekir aleyhine açılan davada, 24.12.2007 tarihinde davanın kabulü ile müdahalenin men' ine, 5.670.00.TL ilam harcı ile 11.300.00.TL vekalet ücretinin dava dışı oğlu Bekir'den tahsiline, dava dışı oğlu Nurettin aleyhine açılan davada da, 31.12.2007 tarihinde davanın kabulü ile müdahalenin men'ine, 5.467.50.TL ilam harcı ile 11.000.00.TL vekalet ücretinin dava dışı oğlu ...' den tahsiline karar verildiğini, davalı avukatlar tarafından 27.05.2008 tarihli ihtarla, 3 gün içinde bakiye ilam harçlarının yatırılmasının, dava dışı oğulları ile anlaşılmış ise bilgi verilmesinin ve karşı taraf vekalet ücretlerinin kendisi tarafından ödenmesinin istenildiğini, sonrasında da dava dışı oğulları ile birlikte kendisi aleyhine haksız olarak iki ayrı icra takibi başlatılıp, hacizler yapıldığını ileri sürerek, söz konusu icra takipleri nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, icra dosyalarına ödemiş olduğu ve bundan sonra ödeyeceği paraların istirdatına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişler, birleşen davada ise (bozmadan sonra)21.500,00 TL vekalet ücreti alacaklarının 2.6.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmişlerdir.
Mahkemece, “davanın kısmen kabulüne” ilişkin verilen ilk hüküm, tarafların temyizi üzerine Dairemizce, diğer temyiz itirazları reddedilerek, “.... İcra Müdürlüğünün 2009/2426 ve 2009/2428 esas sayılı takip dosyalarında davacıdan yapılan toplam tahsilat miktarları belirlenerek, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi ve davalılar aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin, karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden davada kabul edilen değere belirlenmesi gerektiğinden bahisle” bozulmuş olup, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda bu kez “asıl davanın kabulüne, davacının .... İcra Müdürlüğünün 2009/2426 sayılı ve 2009/2428 sayılı dosyalarında borçlu olmadığının tespiti ile takiplerin iptaline, birleşen davanın kısmen kabulüne, 700,00 TL'nin 02/06/2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine” karar verilmiş, 29.12.2014 tarihinde davacının hükmün tashihi talebi üzerine de aynı tarihte, “Mahkememizin 28.10.2014 tarihli kısa kararında yazıldığı halde gerekçeli kararın hüküm kısmına sehven yazılmayan .... İcra Müdürlüğünün 2009/2426 sayılı dosyada yapılan 17.696,15 TL ile 2009/2428 sayılı dosyada yapılan 16.952,60 TL’nin ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizleriyle birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine ibaresinin eklenmesine” şeklinde hükmün düzeltilmesine karar verilmiş, verilen bu hüküm de, taraflarca temyiz edilmiştir. .
1-6100 sayılı HMK’nun 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nun 297/2. maddesi gereğince hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nun 298/2. maddesi gereğince de, gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.
Somut olayda mahkemece, asıl dava yönünden kısa kararda, “asıl davanın kabulü ile; davacının ... İcra Müdürlüğünün 2009/2426 sayılı ve 2009/2428 sayılı dosyalarında borçlu olmadığının tespitine, 2009/2426 sayılı dosyada yapılan 17.696,15 TL ile 2009/2428 sayılı dosyada yapılan 16.952,60 TL’nin ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizleriyle birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine” şeklinde hüküm kurulmuş iken gerekçeli kararın “Hüküm” fıkrasında ise, “asıl davanın kabulüne, davacının .... İcra Müdürlüğünün 2009/2426 sayılı ve 2009/2428 sayılı dosyalarında borçlu olmadığının tespiti ile takiplerin iptaline” şeklinde karar verilmiş olup, kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır. Bu husus, az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. Mahkemece, 28.10.2014 tarihinde davayı sona erdiren nihai karar verildikten sonra, davacının talebi üzerine, 29.12.2014 tarihinde, gerekçeli kararın “hüküm” fıkrasına sehven yazılmadığı belirtilerek, “.... İcra Müdürlüğünün 2009/2426 sayılı dosyada yapılan 17.696,15 TL ile 2009/2428 sayılı dosyada yapılan 16.952,60 TL’nin ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizleriyle birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesine ibaresinin eklenmesine” şeklinde hükmün düzeltilmesine karar verilmiş olması da usul ve yasaya aykırıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hükmün Tashihi” başlıklı 304. Maddesi gereğince ancak hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Olayda ise hükmün tashihi değil, değiştirilmesi söz konusudur. Hakim, verdiği (tefhim ettiği) hüküm ile bağlıdır. Sonradan hükmün yanlış, ya da eksik olduğu kanısına varsa bile, artık hükmü değiştiremez. Mahkemenin nihai kararla el çekmiş olduğu dosyanın, ancak kanuni yollardan geçmek suretiyle hakimin önüne yeniden gelmesi halinde tekrar ele alınabilmesi mümkün olabilir. Bu itibarla, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, davayı sona erdiren nihai karar verildikten sonra, verilen hükmün değiştirilmesi isabetsizdir.
Yukarda açıklanan nedenlerle, dava konusu olayda kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki mevcut olup, mahkemece, 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas ve 1992/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi, kısa karar ile bağlı kalınmaksızın, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilebilmesi için usul ve yasaya aykırı olan hükmün bozulması gereklidir.
2-Bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşama gerek görülmemiştir.
SONUÇ: 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan temyiz harcın istek halinde iadesine, 08/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy