MAHKEMESİ:Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı Kurum ile imzaladıkları 17.02.2015 tarihli sözleşme ile... kapsamında yapılmakta olan inşaattan bağımsız bölüm halinde bir konut satın aldığını, sözleşmenin 3/1 maddesine göre konutun teslim tarihi 24 ay olduğu halde halen teslim edilmediğini, kira tazminatı olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 9.100,00 TL alacağın davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 4.650,00 TL kira tazminatı alacağının davalıdan alınıp davacıya verilmesine, bu alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu' nun 297. maddesinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış; 298. maddenin 2. fıkrasında ise gerekçeli kararın tefhim edilen hükmün sonucuna aykırı olamayacağı hükmü getirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, taraflar arasında düzenlenen konut alım satımına ilişkin 25.04.2011 tarihli sözleşmede konutun teslim süresinin 24 ay olarak belirtildiği, buna göre konutun 25.04.2013 tarihinde teslim edilmesi gerekirken 26.05.2014 tarihinde teslim edildiği davacının gecikilen 1 yıl 1 ay 2 günlük süre için talepte bulunmasına rağmen bilirkişi raporunda sözleşmenin 3. bendinde yer alan "temerrüde esas kesin sürenin sözleşme tarihinden itibaren 30 ay olduğu" şeklindeki hükme göre 30 ay üzerinden temerrüt süresi belirlendiği ve aylık 900 TL.den gecikilen 7 ay 5 gün için hesap hatası da yapılarak 4.650 TL miktar belirlendiği, mahkemece de bu rapora itibar edilerek hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Böylece yukarıda açıklanan yasal düzenleme gözetilmeyerek, hükmün gerekçesinde gecikme süresinin 24 ay olarak açıklanmasına rağmen, 30 aylık süre esas alınarak yapılan hesaplama üzerinden hüküm kurulmak suretiyle gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulmuştur. Bu husus yukarıda açıklanan usul yasası hükümlerine aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre, davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 2. bent gereğince davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 28/09/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.