... vekili avukat ... ile ... vekili avukat ... aralarındaki dava hakkında .Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 26/06/2013 tarih ve 2012/586-2013/455 sayılı hükmün Dairenin 3/12/2015 tarih ve 2014/40832-2015/35501 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı-İlmero Test...Ltd. Şti. avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
KARAR
Davacı, davalı şirket ile yapılan hizmet alım sözleşmeleri kapsamında davalı şirketin istihdam ettiği .. ve ..rin iş akdinin feshi nedeniyle bu kişiler tarafından iş mahkemesinde açılan işçilik alacaklarının tahsiline dönük davaların sonucuna göre yapılan icra takipleri nedeniyle ödediği 1.430,68 TL'nin ödeme tarihi olan 06.03.2012 tarihinden itibaren, 15.040,29 TL'nin ödeme tarihi olan 27.07.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen dava ile işçi ...'a ödenen 3.346,93 TL'nin tahsilini talep etmiştir.
Davalı, Asıl işverenin muvazaalı olarak kendileri ile sözleşme yapmak suretiyle kadrolu personelin yaptığı işi daha ucuz düşük bedelle kendilerine yaptırdığı gibi personelin değişmediğini aynı personelin farklı yükleniciler ile sözleşme ilişkisinin devam ettiğini, işçileri emir ve talimatı asıl işvererin vermesi nedeniyle sorumluluğun davacıda olduğunu, sorumlu tutulamaları halinde yarı oranında ve kendi dönemleri ile sınırlı bir sorumluluk kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece asıl davanın kabulü ile,1.430,68 TL'nin 06.03.2012 tarihinden itibaren,15.040,29 TL'nin 27.07.2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte, Birleşen davanın kabulü ile, 3.346,93 TL'nin 10.01.2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.Dairemizin 03.12.2015 tarih ve 2014/40832 Esas, 2015/35501 karar sayılı ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiş olup, davalı bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1-Dava, asıl işveren davacı İdarenin, davalı şirket tarafından çalıştırılan işçilerin açmış olduğu dava sonrasında ödemek zorunda kaldığı miktarın rücuen tahsili istemine ilişkindir.
4857 sayılı İş Kanununun 2/6. maddesinde, "Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur." hükmü bulunmaktadır.
Dava konusu olayda da davacı idare ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu'ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada Kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçilere karşı) müsteselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise iş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir.
Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu'nun 146.) maddesinde düzenlenen, "Aksi karalaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır." şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir.
İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; davacı Bakanlık ile davalı şirket arasında imzalanmış olan sözleşmenin eki niteliğindeki "Teknik Şartname"nin 3.maddesinde "...Yürürlükteki iş kanunu gereği iş akdinin feshinden kaynaklanan tazminat ve haklardan idare sorumlu tutulamayacaktır." hükmü bulunmaktadır. Görüldüğü üzere taraflar arasındaki sözleşmenin eki niteliğinde olan teknik şartnamede, üst işveren olarak idare ye yöneltilebilecek her türlü talep nedeniyle, dolayısıyla dava konusu işçilik alacakları nedeniyle de idarenin sorumlu tutulamayacağı açıkça belirtilmiş olup, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme ve şartname hükümleri kendilerini bağlayacağından, davacı Bakanlığın asıl işveren olarak ödemiş olduğu miktarın tamamını talep edebilecektir.
Hemen belirtmek gerekir ki, somut olayda davacı Bakanlıktan tahsil edilen işçilik alacakları, dava dışı işçilerin sadece davalı şirket nezdindeki çalışmasını değil, dava dışı diğer alt işverenler nezdindeki çalışmalarını da kapsamaktadır. İşçinin çalışmış olduğu her bir alt işveren dönemine isabet eden işçilik alacaklarından, ilgili olan alt işveren sorumlu olacağından, davalı alt işverenin sorumluluğu da sadece kendi dönemi ile sınırlı olmalıdır. Davalının "son işveren" olması da bu sonucu değiştirmez.
O halde mahkemece, son işveren olan davalının, dava dışı işçilerin işçilik alacaklarından kendi dönemine isabet eden miktarlar üzerinden sorumlu olduğu, ancak bu sorumluluğun da, dosyada mevcut sözleşmelerin eki niteliğindeki "Teknik Şartname'nin 3. maddesi gereğince tamamından sorumlu olacağı,dosyada mevcut olmayan 01.04.2003-19.09.2005 dönemi ile 30.04.2006-01.05.2009 dönemlerine ilişkin sözleşmeler yönünden,bu sözleşmelerin ve eklerinin dosyaya celbedilerek yukarıda açıklanan ilkelere göre sözleşme ve eklerindeki hükümler değerlendirilmek suretiyle konusunda uzman bilirkişiden bu doğrultuda, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup,kararın bu nedenlerle bozulması gerekirken zuhulen onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davalı tarafın karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemiz onama kararının kaldırılmasına ve mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı tarafın karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemizin 03.12.2015 tarih ve 2014/40832 Esas, 2015/35501 Karar sayılı onama kararının kaldırılmasına ve mahkeme kararının davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 02/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.