... vekili avukat ... ile .... Şti vekili avukat ... aralarındaki dava hakkında ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 8.4.2014 gün ve 2012/77-2014/246 sayılı hükmün Dairemizin 9.12.2015 tarih ve 2014/22344-2015/36016 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı avukatınca kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
K A R A R
Davacı, avukat olduğunu, davalının ...İcra Müdürlüğünün 2009/1262 ve 2009/1263 sayılı dosyaları ili ...Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/247 ve 200/248 Esas sayılı dosyalarında vekilliğini yaptığını, davalının 18.08.2010 tarihli azilname ile kendisini haksız olarak azlettiğini ve takip ettiği dosyalardan kaynaklanan vekalet ücretini ödemediğini, çektiği ihtarnameden sonuç alamadığından davalı hakkında başlattığı icra takibinin davalının haksız itirazı ile durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, görevini gereği gibi yerine getirmemesi nedeniyle davacıyı azlettiğini, böylece azlin haklı olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davalının itirazının 18.161,23 TL'ye yönelik olarak iptaline, takibin 18.161,23 TL'ye takip tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmek suretiyle devamına, asıl alacağın % 40'ı olan 7.264,40 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş; tarafların temyizi üzerine, karar Dairemizce bozulmuş; davalı bu kez karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
1-Avukatın vekil olarak borçları Türk Borçlar Kanunu’nun 505. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 389) ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunu’nun 506. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır.
“Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanunu’nun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu’nun 506. (Mülga Borçlar Kanununun 390.) maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır.
Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden, azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde, davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa, 09.07.2009 tarihinde davalı tarafından davacı avukata vekaletname verildiği, taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığı, vekalet ilişkisinin 18.08.2010 tarihli azilname ile sona erdiği sabittir. Davacı avukat, vekaletten haksız olarak azledildiğini ileri sürerek, vekalet ücreti alacağının tahsili için eldeki davayı açmış, davalı ise azlin haklı olduğunu savunmuştur. Bu durumda davada öncelikle çözümlenmesi gereken husus, azlin haklı olup olmadığına ilişkindir.
Davacı, davalının alacağını tahsil amacıyla borçlu ...Belediyesi aleyhine icra takibi başlatmış, itiraz üzerine de itirazın iptali davası açmıştır. Yargılama sırasında dinlenen tanıklar, davalının başlattığı icra takibinden sonra ...Belediyesi yetkilileri ile davalının takip konusu borçlar hakkında anlaşma sağlamak üzere biraraya geldiklerini, davalının talebi ile avukatı olan davacının da bu görüşmede bulunduğunu ve davacının öncelikle kendi vekalet ücretinin ödenmesini istediğini, Belediye yetkililerince böyle bir ödeme yapılamayacağının ifade edilmesi üzerine davacının odayı terkettiğini ve bu nedenle davalı ile anlaşma sağlanamadığını, akabinde takibe itiraz edildiğini beyan etmişlerdir. Tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere davacı avukat, kendi vekalet ücreti alacağını müvekkilinin menfaatinin önüne geçirmiş, taraflar arasında gerçekleşmesi olası bir anlaşmayı bu tutumu ile zorlaştırmış ve böylece özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek müvekkilinin güveninin sarsılmasına neden olacak şekilde davranmıştır. O halde davalının, davacıyı azlinin haklı olduğunun kabulü gerekmekte olup, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. O halde Mahkemece, davacının azlinin haklı olduğu gözetilerek ve yukarıda açıklanan hükümler uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, azlin haksız olduğunun kabulü ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup hükmün bu nedenle bozulması gerekirken, Dairemizce zuhulen temyiz ilamında belirtilen nedenle bozulduğu bu kez yapılan inceleme ile anlaşılmış olduğundan, davalının karar düzeltme talebinin kabulüne, Dairemizin 09.12.2015 gün 2014/22344 Esas 2015/36016 Karar sayılı bozma ilamının kaldırılmasına, hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre davalının sair karar düzeltme taleplerinin incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle Dairemizin 09.12.2015 gün, 2014/22344 Esas ve 2015/36016 Karar sayılı bozma ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda açıklanan gerekçe ile davalı yararına BOZULMASINA, ikinci bent gereğince davalının sair karar düzeltme taleplerinin incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 08/12/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy