MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, avukat olduğunu, davalı ... ... ile aralarında akdedilen avukatlık vekalet ve iş sözleşmesi uyarınca davalı ...'nin vekili sıfatıyla diğer davalı ... aleyhine tapu iptal tescil davası ile bu davadan önce de yine aynı davalı hakkında değişik iş sayılı dosyada delil tespiti davası açtığını, görülen tapu iptal tescil davasında tespit edilen dava değeri üzerinden harcın tamamlanması için kesin süre verildiği sırada müvekkil davalı ile karşı yan davalının anlaşmaları sonucu davanın feragatla sonuçlandığını, kendisine ödenmeyen akdi ve karşı yan vekalet ücretinden Avukatlık Kanunu 165. madde uyarınca her iki davalının da müştereken ve müteselsilen sorumlulukları bulunduğunu ileri sürerek; akdi vekalet ücreti ve karşı yan vekalet ücretlerinin tespiti ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak suretiyle 15.000,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/160 e. sayılı dosyasının lehine sonuçlanacağının davanın yürütüldüğü tarih itibariyle kesin olmadığını, karşı yan vekalet ücretinin kendisinden talep edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, talep miktarının fahiş olduğunu; diğer davalı davacı ile aralarında vekil/müvekkil ilişkisi bulunmadığını, davacının muhatabının müvekkili olan diğer davalı olduğunu savunarak, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 10.000,00 TL vekalet alacağının her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı, davalı ... vekili olarak diğer davalıya karşı açtığı davanın feragat ile sonuçlanmasına rağmen aslında tarafların sulh olduğu iddia ve nedenine dayalı olarak akdi ve karşı yan vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talebi ile eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, Avukatlık Kanunu 165. madde kapsamında yorum yapılarak akdi vekalet ücreti yönünden her iki davalının sorumlulukları bulunduğu gözetilip, avukatlık ücret sözleşmesinde yazılı 10.000,00 TL'nin her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; kural olarak sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının kazanılmış hak (usulü müktesep hak) ilkesinin 28.6.1960 tarihli, 21/9 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince istisnai niteliği gereği kesin hüküm halini almamış eldeki davalarda da gözetilmesi ve uygulanması gerekeceği tartışmasızdır.
Yargıtay İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu tarafından 05.10.2018 tarihinde 2017/6 esas 2018/9 karar sayılı ilamla "İçtihadı birleştirmenin konusu, Avukatlık Kanununun 165. maddesinde yer alan ücret dolasıyla müteselsil sorumluluk hallerinden olan sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücretinin girip girmediği hususudur. Avukatlık bir kamu hizmeti olmakla birlikte ücret karşılığında müvekkiline hukuksal yardım hizmeti sunan avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki ilişki bir özel hukuk ilişkisidir. Özel hukukta, bir borç ilişkisinden doğan alacak hakkı da nisbi hak niteliğindedir. Böyle olunca alacak hakkı ancak o borç ilişkisi nedeniyle borçlu olan kişi ya da kişilere karşı ileri sürülebilir, yargısal kararlarda ve doktrinde borç ilişkilerinin nisbiliği ilkesi denilen bu ilke uyarınca sözleşmeler kural olarak yalnızca sözleşmenin tarafları bakımından hüküm ve sonuç doğururlar.Akdi vekalet ücretinin iş sahibi ile hasmın müteselsil sorumluluğu kapsamında bulunduğunun kabul edilmesi hukuk güvenliği ilkesini zedeleyecektir. Ayrıca vekalet ücreti avukatın yaptığı hukuki yardımın karşılığı olan bir meblağ veya değeri ifade ettiği halde avukattan hiçbir hukuki yardım almayan hasmın, karşı yanın yaptığı sözleşmeden doğan vekalet ücreti nedeniyle onun avukatı lehine müteselsilen sorumlu tutulması, avukatlık ücretinin mahiyet ve amacına da uygun değildir. Tarafların aralarındaki dava ve uyuşmazlığı sulh ile sonuçlandırmaları herşeyden önce dava açılmakla bozulan toplumsal barış ve huzurun yeniden tesis edilmesini sağladığı gibi tarafların bir an önce hak ve alacaklarına kavuşmasını da temin etmektedir. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nın 140/2. maddesinde hakimin tarafları sulhe davet edeceği düzenlenerek sulh teşvik edilmiştir. Böyle olunca, usul hukuku bakımından bu kadar önemli bir müessesenin önüne sözleşmenin tarafı olmayan kişinin akdi vekalet ücretinden sorumlu tutulması şeklindeki bir engelin konulması da doğru olmayacaktır. Hal böyle olunca, Avukatlık Kanunu'nun 165. maddesinde düzenlenen "ücret dolasıyla müteselsil sorumluluk" hallerinden olan "sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde" karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken "akdi vekalet ücretinin" dahil olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır" şeklinde karar verilmiş olup, somut olayda da mahkemece, yukarıda anlatılan sebeplerle birlikte İçtihatı Birleştirme Kararına göre değerlendirme yapılması gerekeceği açıktır.
Diğer yandan, dosya kapsamına göre feragatla sonuçlanan temel dava dosyasında gizli bir sulh anlaşması olduğu anlaşılmaktadır. Avukatlık Kanunu madde 165 uyarınca karşı yan vekalet ücretinden her iki davalının da müştereken ve müteselsilen sorumluluğu bulunmaktadır. Ne var ki , mahkemece " anlaşmanın içeriği konusunda davacının ortaya koyduğu somut bir delil bulunmadığından, davanın kazanılmış gibi bir vekalet ücreti talep etmesi mümkün görülmemiştir" gerekçesi ile buna ilişkin talep reddedilmiştir. Oysa ki burada anlaşmanın içeriğinin bilinip bilinmemesi değil, bilakis örtülü bir sulh anlaşmasının bulunup bulunmadığı önem arzetmektedir. Nitekim mahkemece gerekçeli kararda " davalıların birlikte hareket ederek avukata haber vermeksizin mahkemeye müracaat edip feragatle sonuçlandırdıkları ... feragatin bu iki kişi arasında örtülü bir anlaşma ile yapıldığı kanaati hasıl olmuştur." denilerek davalılar arasındaki gizli anlaşmanın varlığı kabul edilmiştir. Sonuç olarak karşı yan vekalet ücreti yönünden davalıların sorumluluğu bulunduğu gözetilerek, bunun da hüküm altına alınması gerekirken, reddedilmiş olması doğru olmamıştır.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan hususlar kapsamında inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulması gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 31,40 TL harcın davacıya, 135,00 TL harcın davalıya iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/05/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi