(818 S. K. m. 182, 184) (743 S. K. m. 687)
Dava: Taraflar arasındaki iptal davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1 - Davacılar, dava konusunda geçen telefonun davalı N. tarafından kendileriyle ortakları H.'ye satıldığını, sonradan adı geçen H.'nin ise, ortaklıktan ayrıldığını ve davalının anlaşarak bu telefonu H. üzerine tescil ettirdiğini ileri sürerek telefonun adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Davalı N., sözleşmenin yapıldığı 30.7.1976 gününde henüz kendisine telefon özgülenmediğini, o nedenle sözleşmenin geçersiz olduğunu, 5500 lirayı geri vermeye hazır bulunduğunu savunmuş ve davanın reddini dilemiştir. Öbür davalı H. de sava karşı çıkmıştır. Mahkemece, savunma doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacılarca temyiz edilmiştir.
2 - Dosyadaki yazılarla belgelere, yapılan soruşturmaya, toplanan kanıtlara göre dava konusunu oluşturan telefonun kullanma hakkının davalı N. tarafından davacılarca davalı H.'nin oluşturdukları yalın (adi) ortaklığa satıldığı, bu telefonun PTT İdaresince ortaklığın uğraşını sürdürdüğü yere çekildiği, eşdeyişle kurulduğu ve konuşmaya açıldığı, böylelikle yalın ortaklığın egemenliğine (zilyetliğine) geçirildiği, tüm giderlerin ortaklık tarafından karşılandığı ne var ki, abone sözleşmenin PTT idaresiyle N. arasında yapıldığı, sonradan 1977'de ortaklıktan çıkan ve işletmeyi olduğu gibi davacılara bırakan davalı H.'nin N. ile anlaşarak bu telefonu PTT'de üzerine yazdırdığı anlaşılmıştır.
Gerçekten, yalın (adi) ortaklıkla davalı N. arasında 30.7.1976 gününde telefonun kullanma hakkının satışı konusunda bir sözleşme yapıldığında herhangi bir uyuşmazlık da yoktur. Böylelikle BK. m. 184 anlamında taşınır satımına ilişkin sözleşme geçerli olarak düzenlenmiş ve satım parası da ödenmiştir. Önemle vurgulayalım ki malvarlığına giren ve alış verişe konu olabilen her çeşit nesneler, haklar ve üstelik öbür gayri maddi malvarlığı değerleri satımın konusunu oluşturabilir. Kısacası, para ile değiştirilebilen ve ekonomik değer taşıyan bütün maddi ve maddi olmayan varlıkların satılması olanak içidir. Satım konusunun belirli olması gerekmez; belirlenebilir olması da yeter görülür. Üstelik, sözleşmenin kurulması sırasında satım konusunun, satıcının malvarlığında bulunması gerekmez. Bir başka anlatımla, sözleşmenin yapılması anında var olmayan ya da satıcının tasarruf kudretine bağlı bulunmayan nesnenin ifa zamanında var olması ya da ifa zamanında satıcının tasarrufunda bulunması yeterlidir. BK. m. 182 ile yapılan tanıma göre, satım, yanlardan birinin bir nesneyi ya da hakkı veya malvarlığı değerini öbür yana teslim ve geniş anlamda mülkiyeti geçirmeyi, öbür yanın da bir para karşı edimini borçlandığı sözleşmedir. Yasa hükmündeki tanımdan da açıkça anlaşıldığı üzere, satım sözleşmesinin kurulması ile mülkiyet satıcıdan alıcıya geçmediği için, satım bir borçlandırma işlemidir. Öyle ki, bu sözleşme satıcıya yalnızca mülkiyetin geçirilmesi borcunu yükler. Mülkiyetin geçirilmesi ise, taşınırlarda teslimle ve taşınmazlarda tescil bildirimi üzerine yapılacak tescile bağlanmıştır. İşte dava konusunu uyuşmazlıkla sınırlı olmak üzere belirtmek gerekirse, taşınır satışında ödeme ve teslim tasarruf işlemidir.
Yukarıdan beri sıralanan bilgilerin ışığında somut olayda varılacak sonuç şudur: Yalın ortaklıkla N. arasında yapılan ve telefonun kullanma hakkının satımına ilişkin sözleşme geçerlidir. Sözleşme gününde, N.'ye henüz PTT İdaresince telefon özgülenmesi, borçlandırma işlemini etkilemez. Sonradan PTT İdaresince satıcı N.'ye telefon özgülenmiş, o da borcunu (edimini) yerine getirmek üzere, telefonu yalın ortaklığa teslim etmiş, telefon işyerine çektirilmiş, böylece kullanma (konuşma) gerçekleştirilmiştir. Abone sözleşmesinin PTT ile N. arasında düzenlenmesi ise, satım yoluyla telefonun kullanma hakkının yalın (adi) oraklığa geçmesi üzerinde herhangi bir etki yaratmaz.
Davalı H.'nin ise, yalın ortaklıktan ayrılıp işletmeyi davacılara bıraktığı, aralarında düzenlenen sözleşmeyle saptanmıştır. Böylece, dava konusunda geçen telefonun kullanma hakkı da bu sözleşme uyarınca davacılar üzerinde kalmıştır. O kadar ki, telefon, işyerinde kurulu olarak davacıların zilyetliğinde konuşmaya açık tutula gelmiştir. Şu durum karşısında, ortaklıktan ayrılan davalı H. ile öbür davalı N.'nin anlaşarak telefonun PTT İdaresinde H. üzerine yazılması, davacılara geçen kullanma hakkını etkileyemez. Duraksamadan belirtelim ki H., MK. m. 687 anlamında iyi niyetli sayılamaz.
Davada, telefonun davacılar adına tesciline karar verilmesi istenmiştir. Oysa, mahkemece, idareyi zorlayıcı nitelikte bir karar verilemez. Çünkü tescil yönetsel (idari) bir işlemdir. Ne var ki, davada yer alan istem, telefonun kullanma hakkının davacılara geçtiğinin saptanmasını da kapsar. Öyleyse, kanıtlanmış dava uyarınca, 1814 numaralı telefonun kullanma hakkının davacılara geçtiğinin saptanmasına karar verilmelidir.
Yerel mahkemece, tüm bu yönlerin gözden kaçırılması, usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, 14.05.1981 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy