(818 S. K. m. 31)
Dava: Taraflar arasındaki senet iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de, dava miktar itibariyle HUMK. nun 438. maddesine göre duruşmaya bağlı olmadığından bu isteğin reddiyle incelemenin evraklar üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı; bütün mal varlığını kardeşlerinin çocukları olan davalılardan İbrahim'e sattığına ilişkin 23.7.1985 tarihli elyazılı senedi, diğer davalı Turgut'un kendisini döverek ve tehditle imzalattığını ileri sürerek anılan senedin iptalini istemiştir.
Davalılardan Turgut, zorla senet imzalatmadığını, bilakis okuma yazması olmayan davacıya satım işinde yardımcı olduğunu, diğer davalı İbrahim ise, senette yazılı satış bedeli 15.000.000 lirayı davacıya verdiğini beyan ederek davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, korku nedenine dayanan davacının bir yıllık süre içinde dava açmadığından imkanı varken hemen savcılığa başvurmadığından ve dövüldüğüne ilişkin doktor raporu olmadığından söz edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava konusu edilen senet 23.7.1985 tarihini taşımaktadır. Davacı, davada davalıların ikrahına dayanarak senedin iptalini istemiş ve 26.8.1986 gününde bu davayı açmıştır. Ne var ki davacı, davadan önce 22.10.1985 tarihinde Gemerek Noterliği aracılığıyla davalılara gönderdiği ihtarnamede dava konusu senedin tehditle kendisinden alındığını, bu itibarla senedin hükümsüz olduğunu duyurmuştur. Davacı Borçlar Kanununun 31. maddesi hükmü gereğince bir sene içerisinde senetle bağlı olmadığı yolundaki iradesini, senette alıcı olarak adı geçen davalı İbrahim'e ve senette tanık durumunda olan diğer davalı Turgut'a noter ihtarnamesi göndererek açıklamıştır.
Böylece, davacı bu akti kabul etmediğini bir yıllık süre içinde bildirdiğinden, işleme sonradan izin vermesi söz konusu olamaz. Bir yıllık süre içerisinde ayrıca dava açmasına gerek yoktur. Bu itibarla Borçlar Kanununun 31. maddesinde yazılı bir yıllık süre içinde senetle bağlı olmadığını bildiren davacı, bu davasını 10 yıllık zamanaşımı süresi cereyan etmeden açmıştır. Bu nedenle mahkemenin, davanın bir yıl içinde açılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş olması yasaya aykırıdır ve bozma nedenidir.
2- Dinlenen davacı tanıkları Ahmet, Hasan, Hasan Hüseyin, senedi imzalaması için davacının, davalılardan Turgut tarafından dövüldüğünü açıkça söylemişlerdir. Senette imzası bulunan İzzet, kendisinin senedin düzenlendiği sırada hazır bulunmadığını, senedi sonradan imzaladığını açıklamıştır. Bu ifade senet içeriği ile çelişkilidir. Tanık Ali, davalı İbrahim'in kendisine 15.000.000 lirayı davacıya vermediğini söylediğini beyan etmiştir. Dinlenen bütün tanıkların ifadelerinin değerlendirilmesinden davacının korkutma ve tehditle dava konusu senedi imzalamış olduğu anlaşılmaktadır. Tanıkların bu ifadeleri karşısında davacının, olaydan sonra hemen şikayette bulunmaması, doktor raporu almamış olması sonuca etkili değildir. Korkutma olayının var olup olmadığı hususu tanıkla ispat edilebilir. Bu nedenle mahkemece davanın kabulü gerekirken, yazılı düşüncelerle red kararı verilmiş olması yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda birinci ve ikinci bentlerde açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, istek olursa peşin harcın iadesine, 01.02.1989 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy