(2675 S. K. m. 27) (1086 S. K. m. 288)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı davalılar İsmail ve Melek'in karı koca olup, diğer davalı Bülent'in tarafların müşterek çocuğu olduğunu, 1981 yılında Almanya'da işçi bulunduğunu, bu yıl içerisinde davalılardan Bülent'in Almanya'ya turist olarak geldiğini, davalı karı kocanın kendisinden çocukları için ricada bulunarak, Almanya'da lisan kurslarına devam eden çocukları Bülent'e 8000 Mark verilmesini talep ettiklerini, bunun 1885 Mark'ını davalıların kendisine ödediğini, 6115 Mark'ı ödemediklerini, bu paranın davalılara ödünç olarak verilmiş olup, davalılar İsmail ve Melek'in çocuklarının bu borcunu ödeyeceklerine dair tekeffül etmiş bulunduklarını, Gemlik İcra Memurluğu'nun 1986/10 sayılı dosyasıyla haklarında takibe geçildiğini, bu takibe itiraz edildiğini ileri sürerek, 6115 Mark'ın karşılığı olan 1.467.000 liranın davalılardan tahsilini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1- Davacı, davalılarla arasında kurulduğunu ileri sürdüğü ödünç sözleşmesine dayanmıştır. Mahkemece ödünç sözleşmesinin Federal Almanya'da yapıldığı ve orada bu sözleşmenin varlığının tanıkla ispat edilebileceği nedeniyle dinlenen tanıkların sözleri uyarınca dava kabul edilmiştir.
İki Türk vatandaşı arasında Türk Mahkemesi'nde görülmekte olan bu davada, ödünç sözleşmesinin Almanya'da kurulmuş olması nedeniyle tanıkla ispatının mümkün olup olmadığı sorunu Usul Hukukuna ilişkindir ve Türk Milletlerarası Usul Hukuku hükümlerine göre çözülmelidir.
2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunda, milletlerarası usul hukukuna ait sorun ve konular kapsamlı şekilde düzenlenmediğinden, somut olarak bu soruna ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak anılan Yasanın 27. maddesinde Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin belirlenmesinde İç Hukukun yer itibariyle yetki hükümlerinin esas alınacağı kuralı kabul edilmiştir. Öte yandan prensip olarak Milletlerarası Usul Hukukunda uygulanması gereken Kanun daima hakimin kendi kanunudur (Lex fon). Bu prensip Yargı faaliyetinin kamu hukukuna dahil olmasının ve mahkemenin sadece kendisinin tabi olduğu Usul Hukukunu uygulamakla yetkili kılınmasının sonucudur (Aynı görüşte, Prf. Ergin Nomer, Devletler Hususi Hukuku, 2. Bası, İstanbul-1982, Sh:283,289). O halde olayda iddianın tanıkla ispat edilip edilemeyeceğine ilişkin usul sorunu HUMK. muza göre çözülmek ve karara bağlanmak gerekir. HUMK. nun 288. maddesine ve söz konusu olan ödünç işleminin değerine göre olayda tanık dinlenmesine olanak yoktur.
Davalılar davacının tanık dinletme talebine karşı koymuşlardır. Bu durumda borç ilişkisi yönünden tanık dinlenemeyeceği gibi, dinlenmiş tanık beyanlarına da itibar edilemez. Öyleyse davacı, davasını kanıtlayamamıştır. Ne var ki dava dilekçesinin deliller bölümünde gerekirse yemin deliline de dayanıldığından davacıya davalılara yemin teklif etme hakkı olduğu hatırlatılarak, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, bu yönler gözetilmeden davanın kabulü usul ve yasaya aykırıdır.
2- Kaldı ki dava dilekçesindeki açıklamalara göre davacı davalılardan Bülent'in anne ve babası olan diğer iki davalının ricası ve isteği üzerine ödünç para vermeyi kabul etmiştir. Bu iki davalı Almanya'ya gitmediklerine ve Türkiye'de bulunduklarına göre ödünç sözleşmesini davacı ile Türkiye'de yapmışlardır. Türkiye'de varılan anlaşmanın Almanya'da ifa edilmesi ayrı bir husustur. İfa yeri Almanya olan bu sözleşmenin yapıldığı yer Türkiye'dir. Mahkemenin akdin yapıldığı Federal Almanya Usul Kanununa göre tanık dinlenebileceğinden söz edilerek tanıkları dinlemesi ve sözlerine değer vermesi bu yönden de yasaya aykırıdır ve kabul şekli itibariyle bozmayı gerektirir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 1. ve 2. bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA, istek halinde peşin harcın iadesine, 12.12.1989 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy