(2762 S. K. m. 27, 29) (743 S. K. m. 755, 764, 803) (818 S. K. m. 101)
Dava: Taraflar arasındaki istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat R. Dereli gelmiş diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar Bursa Muradiye Mahallesi 104 pafta 937 20 parsel sayılı taşınmaz miras bırakan M. D. adına kayıtlı iken ölümü ile dört çocuğu taraflara intikal ettiğini, üzerinde (H. vakfına mukataalıdır) şerhi bulunduğunu açılan ortaklığın satış suretiyle giderilmesi davası sonucu yapılan açık artırmada 102.000.000 TL. bedelle davalıya satıldığını, satış memuru tarafından satış bedeli paydaşlara tevzi edilmeden evvel, Bursa Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün 5.12.1991 tarihli yazısı ile taşınmazın serbest tasarrufa terk edilebilmesi için 2888 sayılı yasa gereği satış bedeli tutarı 102.000.000 liranın %20'si olan taviz bedeli tutarı 20.440.000 TL. nın maliklerin satış paylarından kesilerek yatırılmasının istenmesi üzerine satış memurunun 11.12.1991 tarihinde aldığı kararla talebi yerine getirerek taviz bedelini payları oranında paydaşlardan kesilmesine karar verdiğini, mahkemenin de bu şekilde tevzi ettiğini, bu kez Bursa 1. Sulh Mahkemesine açtıkları davada satış memurunun 12.11.1991 tarihli kararının iptalini ve 20.440.000 TL. taviz bedelinin kendi paylarına tekabül eden kısmı 15.330.000 TL. nın alıcı tarafından ödeneceğinin tespitini istediklerinde davalarının ret olunduğunu fakat MK. nun 764. maddesi uyarınca istirdat davası açma haklarının tanındığını o nedenle medeni yasanın 764. maddesi gereğince, kendi paylarına tekabül eden 15.300.000 TL. taviz bedelinin satış memurluğuna ödedikleri tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı; davanın vakıf yasasından kaynaklandığını, özel kanun karşısında MK. nun 764. maddesinin uygulama alanı olmadığını, vakıf yasasının 27. ve ardından gelen maddeleri uyarınca taviz bedelinin paydaşlarca ödenmesi gerektiğini, davacıların aynı konuda açtıkları davanın Sulh Mahkemesince ret edildiğini ve kesin hüküm oluştuğunu savunmuş davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, taşınmaz üzerindeki vakıf şerhinin kaldırılması için taviz bedelinin ödenmesinin zorunlu, taviz bedeli ödenip, şerh kaldırılmadıkça taşınmaz üzerindeki temliki tasarrufun tapu idaresince tescil olunamayacağı bu nedenle taviz bedelinin gayrimenkul mükellefiyeti olarak nitelendirilmesi gerektiği MK. nun 764. maddesi gereğince bu mükellefiyetin satış halinde yeni malike intikal edeceği kabul edilmiş, 15.330.000 TL. nın satış dosyasına ödendiği 25.11.1991 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Hüküm davalı tarafından murafaa istemiyle temyiz edilmiştir. Hemen belirtelim ki, uyuşmazlığın çözümlenmesi için vakfın niteliği üzerinde durulmak gerekir. Dava konusu taşınmaz eski Bursa Şerhinin Muradiye Mahallesinde 104 pafta 937 ada 20 parsel sayılı taşınmaz mal olup üzerinde H. Vakfına Mukataalıdır şerhi bulunmaktadır. Taşınmazın Sahih Vakıflardan olan mukataalı vakıf olduğu açıktır. Şu durum karşısında vakfın her yıl mutasarrıftan almakta olduğu mukataa, yeni hukuk dilinde Gayrimenkul mükellefiyeti niteliğindedir. Ve medeni yasanın 755. maddesine paralel bir yılda yirmi yıllık mukataa toplam ödenerek taşınmazın mukataadan kurtulması kuralına yer verilmiştir. (BKZ. 2762 sayılı Vakıflar Kanunu Md. 27/29) Ne var ki, artık bu para (Mukataadan kurtarma parası olan taviz bedeli) bir gayrimenkul mükellefiyeti değil, fakat yasa gereğince ipoteğe bağlanmış bir alacak hakkından ibarettir. Gerçekten de Vakıflar Kanunu Md. 29'da 10 yıl içinde bu kanun hükümlerine göre taviz bedeli ödenmezse Vakfın hakkı ivaza dönerek gayrimenkulün tamamen bu ivaz karşılığında birinci derecede ve birinci sırada ipotek sayılır hükmü yer almaktadır. (BKZ. Prof. Dr. İsmet Sungurbey Medeni Hukuk eleştirileri Cilt I, 1969 sh. 63 Not.38)
Mahkemenin yanlışlığı Vakıf taviz bedelinin (Mukataadan Kurtarma parasının) dahi gayrimenkul mükellefiyeti görmekten ileri gelmiş ve bu yüzden MK. Md. 764'deki Takyit edilen gayri menkulün maliki değiştiği takdirde, yeni malik başkaca bir muameleye hacet kalmaksızın gayrı menkul mükellefiyetinin mevzuuna dahil şeylerle borçlu olur hükmü olayda yanlış uygulanmıştır. Oysa az yukarıda açıklandığı üzere Vakıf taviz bedeli 2762 sayılı vakıflar yasasının 29. maddesindeki açık kural uyarınca; malikin kanuni ipoteğe bağlı kesilen borcu olduğundan dolayı buna ilişkin MK. Md. 803 kuralı uygulanmak gerekir. Bu maddede Aksine sözleşme olmadıkça ipotekli taşınmazın başkasına devir edilmesi, borçlunun borcunda ve teminatında bir değişiklik meydana getirmez. Ne var ki, yeni malik, borcu kabul ettiği takdirde eğer alacaklı, hakkını evvelki borçluya karşı muhafaza ettiğini, senesi içinde yazılı olarak beyan etmemiş ise, evvelki borçlu borcundan kurtulur hükmüne yer verilmiştir. Bu yasal kural uyarınca; taşınmazın (ya da payın) mülkiyeti üçüncü bir kişiye geçirilmiş olsa bile eski malik (olayımızda satıcı) gene borçlu kalmakta devam eder. Farklı bir anlatımla; taviz bedeli alacaklısı vakıflar idaresi alacağını satıcıdan isteyebilir. Tüm anlatılanların ışığı altında; temlik halinde taviz bedelinin temlik eden tarafından ödeneceğinde kuşku ve duraksamaya yer yoktur. Ortaklığın satış suretiyle giderilmesi sonucu açık artırma ile malik olunma durumu da sonucu ve hukuki niteliği itibariyle diğer temliki tasarruflardan farklı kabul edilemez, bu bakımdan taviz bedelinin, mukataa ve icareteynli Vakıfların mutasarrıfları tarafından ödenmesi gerekeceğini kabul zorunlu olmaktadır. (BK. Ali Himmet Berki Vakıflar Ankara 1950 ikinci Cilt Sh.115)
Mahkemece; yasa maddelerini bulmak, uygulamak ve yorumlamakta hataya düşülerek davanın reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir. Öte yandan BK.nun 101. maddesi uyarınca davalı ihtarname ile temerrüde düşürülmediği halde dava tarihi yerine satış memuruna yapılan ödeme tarihinden faizin başlatılması da isabetsiz olup kabul biçimi yönünden bozmayı gerektirir.
Sonuç: Temyiz olunan mahkeme kararının açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 250.000 lira duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 20.12.1993 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy