(818 S. K. m. 61, 63, 64)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu.
Karar: Davacılar; 2533 sayılı yasayla Hazineye intikalden sonra Adalet Bakanlığına tahsis edilen 3.7.1992 tarihinde yürürlüğe giren 3821 sayılı yasayla da davalı Cumhuriyet Halk Partisine iade edilen taşınmaza; uhdelerinde bulunduğu dönemlerde Adalet Bakanlığınca; 2.092.781.186 TL.; Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfınca da 1.000.000.000 TL. harcanmak suretiyle iyi niyetle değişiklik ilaveler; faydalı ve zaruri giderler yaptıklarını öne sürerek bunların ödetilmesini istemişlerdir.
Davalı vekili; müvekkilinin davacı Vakıfla hiç bir hukuki ilişki içinde bulunmadığını Vakfın taleplerini hazineye karşı yöneltmesi gerektiğini, bir yıllık zamanaşımı süresi geçirildikten sonra davanın açıldığını, Esasen, 3821 sayılı yasayla taşınmaz "İade tarihindeki durumlarına ve değerlerine göre" iade edileceği hükme bağlanmış olmakla bu davanın açılmasına hukuken olanak olmadığını savunmuş davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; Hazineye intikalden sonra; taşınmazın durum ve değerlerindeki değişiklerden kaynaklanan bir talep ve dava hakkının 3821 sayılı yasanın 2/2 maddesi hükmünce üstün görülmediği kabul edilmiş davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava Hukuksal Nitelikçe; 16.10.1981 tarih ve 2533 Sayılı Siyasi Partilerin feshine dair yasa uyarınca; Hazineye intikal eden ve Adalet Bakanlığına tahsis edilen 19.6.1992 Tarih ve 3821 Sayılı Yasayla Siyasi Partiye iade edilen taşınmaza yapılan giderimlerin Borçlar Kanununun 64. maddesince ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemenin hükmüne dayanak tuttuğu 2533 Sayılı Siyasi Partilerin feshine dair Kanunun; Yürürlükten kaldırılmasına ve 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin 19.6.1992 tarih ve 3821 Sayılı Yasanın 2/2 bendi "Kapatılan Siyasi Partilerin Hazineye intikal eden taşınmaz malları "İade tarihindeki durumlarına veya değerlerine göre" ; para faizsiz olarak, hisse senetleri ise hazineye intikal tarihindeki durumlarına veya değerlerine göre işlem görerek, Siyasi Partinin açılmasına karar verildiği tarihten itibaren en geç üç ay içinde geri verilir" şeklindedir.
Mahkemenin; maddedeki; "taşınmazın iade tarihindeki durumlarına ve değerlerine göre geri verilir" sözcüğünü kullananlarca taşınmaza yapılmış her türlü giderimlerin davalı Siyasi Partiden istenemeyeceği şeklinde yorumlayarak sonuca kavuştuğu görülmektedir. Öncelikle belirtelim ki yasa maddesinin içindeki bir sözcüğe sarılmak suretiyle bir yorum yolunu seçmek yanlış sonuçlar yaratır. Sağlıklı bir yorum ve sonuç çıkarılabilmesi için yasanın tamamının en önemlisi amacının göz önünde tutulması yorum kurallarının temelini oluşturur.
O nedenle, yorumda evveliyetle 3821 sayılı yasanın amacı üzerinde durulmalıdır.
16.10.1981 tarih ve 2533 Sayılı Siyasi Partilerin feshine dair Kanunun 2. maddesiyle fesih edilen Siyasi Partilerin para dahil taşınır ve taşınmaz bütün malları hazineye geçmiştir. Hazine bu yasaya dayanarak taşınmazları kullanmış veya tahsis yoluyla diğer kamu kuruluşlarına kullandırmıştır.
O nedenle, Yasaca kullanma hakkı verildiğine göre kullanmanın tabi sonuçları olan taşınmazda meydana gelen bir yıpranma ve değerden kaybetme gibi nedenlerle hazinenin sorumlu tutulamayacağı hukuğun genel kurallarındandır. İşte; 3821 Sayılı Yasa taşınmazları Siyasi Partilere iade ederken az yukarıda açıklanan 2533 sayılı yasayla verilen kullanma hakkının tabii sonuçlarını korumayı amaçlamıştır. Farklı bir anlatımla taşınmazın kullanılmasından vücuda gelen eksiklere yönelik giderimleri Siyasi Partinin talep edemeyeceğini taşınmaz kullanma nedeni ile ne durumda ve değerde ise öylece Siyasi Partinin taşınmazı alacağı kabul edilmiştir. Nitekim anılan madde de paraların faizsiz, hisse senetlerinin ise hazineye intikal tarihindeki nominal değerlerine göre işlem görülerek geri verileceğinin özellikle belirtilmesi de az yukarıda açıklanan yorum şeklini daha somut bir şekilde doğrulamaktadır. Hal böyle olunca hazinenin veya onun tahsisi ile taşınmazı elinde bulunduran kamu kurumlarının zorunlu ve faydalı giderimler yapması hallerinin anılan yasa maddesinde düzenlenmediğinde duraksamaya yer olmamalıdır. Kaldı ki yasa koyucunun olayımızda olduğu gibi kendine özgü istisna durum ve olayları 3821 sayılı genel bir yasa içinde düzenlemek istemesi de düşünülemez. Aksinin düşünülmesi halinde taşınmaza yapılan her türlü lüks, zorunlu ve faydalı giderlerin tümüyle Siyasi Partiye bırakılacağı sonucu belirir ki yasa koyucunun böyle bir hukuka aykırılığı yasallaştırmayı arzu ettiği kabul edilemez.
Hal böyle olunca, uyuşmazlığın anılan yasa dışında Borçlar Yasası hükümleri altında değerlendirilmesi ve çözümlenmesi zorunludur.
Bu açıklamalardan sonra davanın Hukuki tanım ve nitelendirmesine sıra gelmiştir.
Dava Hukuksal nitelikçe taşınmaza yapılan giderlere katlanılmış olması yüzünden davalının mal varlığında gerçekleşmiş bir artış sözkonusu ise bunun B.K.nun 61 ve sonraki maddeleri uyarınca geri alınması istemine ilişkindir.
Az yukarıda açıklandığı şekilde anılan yasadan yapılan giderlerin istenemeyeceği yolunda bir sonuç çıkarılamadığına ve taraflar arasında bir sözleşme de bulunmadığına göre gerginleşmenin haklı bir nedene dayanmadığı açıktır.
O halde; davada çözümlenmesi gereken sorun, davalının mal varlığında meydana gelen zenginleşmenin ve dolayısıyla iadenin kapsamının ne olduğunu saptamakta toplanmaktadır. Bilindiği ve öğretide hiç bir kuşku ve duraksamayı gerektiremeyecek şekilde, nedensiz zenginleşmeden doğan geri alma davalarında davalı kural olarak kendi mal varlığında çoğalmayı geri verme (iade) borcu altındadır.
Hemen vurgulayalım ki; haksız iktisap edenin faydasına ve zaruri ihtiyaçlarına karşılık harcamalar yapılmış ise bunların da geri verilmesi gerekir. Hemen yeri gelmişken belirtelim ki; B.K. 63/1. maddesinin temelinde yatan iyi niyetli zenginleşme (iade) borçlusunun güveninin korunmasıdır. Açıkcası onun kendi mal varlığından herhangi bir özveride bulunmaması hususu gözardı edilmemelidir. Olayımızda davacıların kullanımı yasaya dayandığından iyi niyetli müktesip sayılırlar. Bu bağlamda davacılar taşınmazı ihtiyar ettikleri zaruri ve faydalı masrafları öncelikle isteme hakkına sahiptirler. (BK. Md. 64)
Gerçekte de burada davalının durup dururken hak etmediği bir avantaj sağlaması aslında kendine düşen bir harcamadan kurtulması hukuken kabul edilemez. Bir kere, davacılar; halin icaplarının taşınmazın tahsis ve kullanma şeklinin haklı göstermediği kendi özel kullanma amaçlarını düşünerek yaptıkları davalının ise kullanma amacına uygun olmayan onun için gereksiz (fuzuli) masraflar ile eklemelerin ve tadilatların parasal karşılığını benimsemediği takdirde davalıdan isteyemezler, sadece bunları alıp götürebilirler. Davacılar ancak faydalı ve zaruri masraflarını haksız iktisap hükümlerince isteyebilirler. O halde Mahkemece; yapılacak iş, yukarıda belirtilen kural ve ölçüler içinde davacılar tarafından taşınmaza yapılan masraflar nedeni ile davalının mal varlığındaki artma uzman bilirkişiler aracılığı ile tespit ettirilip hasıl olacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, 3821 Sayılı Yasanın 2/2 hükmü yanlış yorumlanması sonucu yazılı şekilde davanın reddine ilişkin hüküm kurulması usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan yerel Mahkeme kararının açıklanan nedenlerle davacılar yararına BOZULMASINA, 2.2.1995 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy