(818 S. K. m. 182, 183/2, 117)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, portakal bahçesinin mahsulünü 23.10.1992 tarihli yazılı sözleşme ile davalıya sattığını; bahçenin 300 ağaçlık waşington mahsulünün istihsalini geciktirdiği için don yüzünden hasara uğramasına neden olduğunu, 62.500.000 TL. zarar meydana geldiğini öne sürerek bunun tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, satım aktinin götürü yapılmadığını, ürün teslimi ve kg. birimi olarak anlaştıklarını, o nedenle üründe, tabii afetten dolayı meydana gelen zarardan sorumlu olmayacağını; kaldı ki ürünün istihsal edilme zamanından önce dona maruz kaldığını, o nedenle kusurlu bulunmadığını savunmuş, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlığın çözümü taraflar arasında düzenlenen 23.10.1992 tarihli satış sözleşmesinin hukuki yorumu yapılarak satış türünün tespit edilmesinde toplanmaktadır.
Anılan sözleşmeden davacının mandalina ve waşington ağaçlarında bulunan mahsulü davalıya sattığı, malın tesliminin ancak, mahsulün olgunlaşıp toplama durumuna geldiğinde ifa edileceği anlaşılmaktadır. Diğer bir ifade ile satım akdi tamamlanmış fakat satım konusu mahsulün davalı alıcıya teslimine ilişkin ifa mahsulün olgunlaşması tarihinde yerine getirilmiş olacaktır.
Gerçekte de, satım akdinde nef'in ve hasarın intikali denilince, akdin doğumundan sonra fakat ifasından önceki devrede şeyde hasıl olan tabii ve hukuki semereler ile şeye arız olan ve onun bozulması, kötüleşmesi, telef olması gibi sonuçlar yaratan zararlı hallerin alıcıya hangi andan itibaren geçmiş olacağı amaçlanır. B.K.nun 183. maddesince satım aktinde hasarın ve yararın alıcıya akdin in'i kadından itibaren geçeceği kuralı kabul edilmiştir. Ne varki bu kuralın uygulanması bir takım yasal koşullara bağlanmıştır. (BK. Md. 183/III) Bu koşullardan herhangi birisinin bulunmaması halinde anılan kural uygulanamaz. Yani hasarın akitle birlikte alıcıya geçtiği söylenemez. Uyuşmazlıkla doğrudan ilgili olması nedeni ile bunlardan sadece, satılanın muayyen olması koşulu üzerinde durulacaktır. Nef'i ve hasarın aktin kuruluşundan itibaren alıcıya geçebilmesi için, satılan şeyin mutlaka muayyen, (belirli) hale getirilmiş olması gerekir.
Sözleşmede de görüldüğü şekilde, tarafların mahsulün miktarı üzerinden bir anlaşmaları mevcut değildir. Yine akdin kuruluşu sırasında fiilen ayırt edilmiş ve akde tahsis olunmuş belirli bir mahsul de bulunmamaktadır. Bir anlamda; taraflar arasında nev'i (çeşit) satımı kurulmuştur. Nev'i borcu, ferden değil sadece cins ve miktar itibariyle belirtilmiş olan edimlerdir. Bir edimin (nev'i borcu) sayılabilmesi için cins ve miktarının tayini yeterli ise de, bu cins bir şeyin satım aktine konu olması halinde nef'i ve hasarın alıcıya intikali için; akdin in'i kadı yetersizdir. Ayrıca BK. Md. 183/II uyarınca satılanın ayırt edilmiş olması gerekir. ayırt etmeden maksat, satılan şeyin; cinsine göre "ölçülmek, sayılmak veya tartılmak suretiyle akde tahsis edilmesidir. İşte ayırt etme suretiyle akde tahsis etme işlemi akdin in'i kadı ile birlikte yapılmışsa, nefi ve hasarda akdin kuruluşu tarihinden itibaren alıcıya geçer, fakat akdin kuruluşundan sonra yapılacak ise, nef'i ve hasarın alıcıya intikali de o işlemin yapılması tarihinde vücut bulur.
(Bkz Halil Arslanlı Ticari Bey İst.1952 Sh.238)
Fevzi Necmeddin Feyzioğlu Borçlar Hukuku Hususi Kısım, akdin muhtelif nev'ileri (Cilt I. İst. 1970 Sh. 158, 159) açıklanan yasal kuralların ışığı altında sözleşme hükümleri; dosyadaki delil ve bilgiler ile sav savunma birlikte değerlendirildiğinde taraflar arasında nev'i (çeşit) satımı kurulduğu satılan narenciyenin ayırt edilmesi ve akde tahsisinin yine davalıya hukuken teslim edilmiş olmasının ancak mahsulün istihsal edilmesinin mümkün görüleceği, kemale (olgunlaşma) erme zamanına bağlandığı oysa don olayının ve bundan kaynaklanan zararın bu zamandan evvel vukua geldiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca ayırt etme ve satılanı akde tahsis etme işleminden evvel meydana gelen hasarın alıcıya geçeceğinin kabulü mümkün değildir. Ne varki sözleşmede kararlaştırılan şu yönün de değerlendirilmesi gerekir. Sözleşmede davalı alıcının ayrıca mahsulü toplama edimi altına girdiği görülmektedir. Ne varki tüm delillerin verilerine göre davalının bu edimi ifasında kusurlu bir davranışının varlığı kanıtlanamamıştır. En önemlisi ağacından mahsulü toplama zamanı gelmeden tamamen davalının dışında bir don olayı ile hasarın meydana gelmesinde davalının mahsulü zamanında toplama borcunun ifasının veya gereği gibi ifasının kusursuz olarak imkansızlaştığının kabulü zorunludur. (BK. Md. 117)
Gerçekte de, davalının sözü edilen borcunun ifasında davalıya atfı mümkün herhangi bir neden ispatlanamamıştır. Öte yandan, taraflarca düzenlenen sözleşmenin yorumunda katkıda bulunan üç bilirkişinin görüşleri de uyuşmazlığın çözümünde gözardı edilmemesi gereken olgulardandır. Bilirkişiler "don vurma, sel götürme, dolu vurma" gibi tabii olaylar nedeni ile hasar meydana geldiğinde hasarın satıcıya ait olacağını açıklamışlardır. Şu durum karşısında, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde, sözleşmenin yorum ve hukuki nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek; anlatılan yasa maddeleri ile hukuki ilkeler gözden kaçırılarak yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, istek halinde peşin harcın iadesine, 15.9.1994 gününde oybirliği ile karar verildi.
YKD. Ocak-1995
Full & Egal Universal Law Academy