(743 S. K. m. 931) (818 S. K. m. 189, 192, 217) (1086 S. K. m. 76)
Dava:Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Davacı, Antalya Kızıltoprak mahallesi 534 ada 49 parsel sayılı taşınmazı kayıt maliki davalıdan 4.10.1986 tarihinde tapudan satın aldığını, sonradan A. K. tarafından aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasının kabul ile sonuçlanıp adına olan tapu kaydının iptal edildiğini beyanla, tapu iptal ve tescil davasının kesinleştiği tarih itibariyle taşınmazın rayiç değerinden şimdilik 30.000.000 liranın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacıya sattığı 534 ada 49 parsel sayılı taşınmaz ile dava dışı A. K.'a önceden sattığı taşınmazın zeminde ayrı ayrı yerler olduğunu, A. K.'ın davacı tapusunu haksız olarak iptal ettirdiğini, bu nedenle davacının kendisinden bu bedel isteyemeyeceğini beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın aynen kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Bir davada ileri sürülen maddi olayları nitelendirmek, bu nitelendirmeye göre uygulanması gereken yasa maddelerini arayıp bulmak ve isabetli olarak uygulamak doğrudan hakimin görevidir. (HUMK. madde 76)
Somut olayda iddia, savunma ve dosyadaki mevcut delillerin değerlendirilmesinden, dava konusu taşınmazın 21.11.1973 tarih 7 numaralı tapu kaydı ile davalı S. Y. adına kayıtlı iken Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 976/143 esas sayılı dava dosyası ile davalı olduğu şerhi verilerek 18.11.1976 tarihinde A. K.'a kayden satıldığı, kadastroca 534 ada 49 parsel olarak tespiti yapılan bu taşımazın anılan mahkeme dava dosyasında Vakıflar İdaresi ile S. Y. arasında davalı olmadığının anlaşılması üzerine A. K.'a vaki satış yokmuş gibi S. Y. adına tespit ve tescil edildiği, bu defa taşınmazın yeniden adına tescil edildiğini gören S. Y.'ın 4.10.1986 tarihinde 2. defa davalı M. A. Ç.'e sattığını, Ali Kalay'ın davacı M .A. Ç. ile S. Y. aleyhine açtığı Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1986/820 esas sayılı davanın ise kabul ile sonuçlanıp kesinleştiği böylece davacının davalıdan satın aldığı taşınmazın elinden alınmış olduğu anlaşılmıştır.
Hal bölye olunca davacının bu davadaki isteminin satıcının, satılanın zaptına karşı tekeffülü zorunluluğuna ilişkin bir istek olduğunda kuşku duyulmamalıdır. Öyle ise davadaki uyuşmazlığın çözümünü de B.K.nun satıcının zapta karşı tekeffülüne dair hükümlerinde aramak gerekecektir.
B.K.nun 217 maddesinin yaptığı açık yollama nedeniyle taşınmaz satımında da uygulanması gereken aynı Kanunun 189 maddesinin 1. fıkrasında genel olarak "satıcı satılan şeyin bir üçüncü şahıs tarafından satımın akti zamanında mevcut bir hak sebebiyle tamamen veya kısmen zapdedilmesinden alıcıya karşı mesul ve zamindir" şeklinde bir düzenleme yapıldıktan sonra 2. fıkrasıyla "alıcı zabit tehlikelerinden satımın inikadı zamanında haberdar idiyse satıcı, yanlız tahsisen iltizam ettiği kefalet hasebiyle mesul ve zamin olur" tarzında genel kurala ilişkin düzenlemeye sınırlandırma getirilmiştir.
Somut olayda. M.K.nun 931. maddesi hükmü uyarınca tapu kaydına güvenerek davalıdan iyi niyetle taşınmazı satın aldığını ileri süren davacının satım aktini yaptığı 4.10.1986 tarihinde 3. şahıs A. K.'ın bu taşınmaz üzerinde hakkım, dolayısıyla taşınmazın kendisinden önce A. K.'a satıldığını bildiği iyi niyetli sayılamayacağı M.K.nun 931 maddesi hükmündeki Korumadan yararlanamayacağı gerekcesiyle aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasının kabul edilerek kesinleşmiş olması karşısında davacının davalı ile 4.10.1986 tarihinde yaptığı satış akdinin inikadı sırasında zabıt tehlikesini bildiği ve iyi niyetli olmadığının kabulü zorunludur. Zabit tehlikesini bilen davacı bu davada, davalının ayrıca kefaletinin bulunduğunu iddia ve ispat edemediğine göre olayda davalı satıcının, davacı alıcıya karşı satılanın zaptından dolayı zapta karşı tekeffül hükümleri gereğince bir sorumluluğunun varlığından söz edilemez. Öyle ise bu davada taşınmazın tapu iptal ve tescil davasının kesinleştiği tarihteki rayiç değerine veya satılanın tamamen zaptı halinde munhasır B.K. 192 maddesinde açıklanan zararlara hükmedilemez.
Ne varki davalı satıcı da, taşınmazı davacıdan önce üçüncü şahıs A. K.'a sattığını bilmekte ve dolayısıyla kötü niyetlidir. Davacıya yaptığı satışla ilgili olarak bir bedel almış ise bu bedel uhdesinde sebebsiz kalmıştır. Bu halde ise çoğun içinde azda vardır kuralı uyarınca somut bu olayın özelliği itibariyle davacının davalıya bir ödemesi varsa ödediği miktarı sebebsiz zenginleşme hükümleri uyarınca davalıdan isteyebileceğinin kabulünde duraksamamalıdır.
Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş davacının satım akti nedeniyle davalıya gerçekten bir ödeme yapıp yapmadığı üzerinde durmak, uyuşmazlık varsa konuya ilişkin tarafların delil ve karşı delilleri toplamak sonuçta bir bedel ödendiğinin subuta ermesi halinde bir bedele hükmetmek aksi halde davanın reddine karar vermekten ibrettir.
Mahkemenin açıklanan tüm bu yönleri gözardı ederek, nitelendirmede ve yasa maddelerini uygulamada yanılgıya düşerek yazılı şekilde karar vermesi usul ve kanuna aykırı olup hükmün bozulmasını gerektirir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz olunan mahkeme kararının davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 21.3.1995 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy