(818 S. K. m. 106, 117) (6762 S. K. m. 20) (2886 S. K. m. 17, 27, 62) (1086 S. K. m. 76)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu.
Davacı idare davalının taahhüdünde bulunan malları sözleşme hükümlerine uygun olarak tesliminden kaçındığını ve sözleşmenin teslimine neden olduğunu aynı malları farklı bedel ödemek suretiyle satın almak zorunluluğunda kalarak zarara uğradığını öne sürmüş iki ihale arasındaki fark 64.881.000 TL., 10 günlük cezalı süre bedeli 4.000.000 TL. 10 günlük ihtarlı süre ceza tutarı 4.000.000 TL. resmi gazete ilan karşılıkları 2.424.600 TL. olmak üzere toplam 75.305.600 TL. giderimin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, malı teslim edememesinde bir kusuru bulunmadığını, 5 Nisan 1994 ekonomik kararları nedeniyle Türk parasının büyük oranda devalüe edilmesi sonucu ekonomide olağanüstü bir fiyat patlaması olduğunu, teslim süresi içinde zeytinin fiyatının da taahhüt edilen fiyatın çok üzerinde bir bedele kavuştuğunu o nedenle akdin ifasının kendisi yönünden imkansız hale geldiğini savunmuş davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davada dayanılan savunma hukuksal nitelikçe emprovizyon beklenmeyen hal şartları hukuku nedenine dayanmaktadır. Davalı, bu savunmasını sözleşmenin kurulmasından sonra 5.4.1994 tarihinde hükümetçe alınan ekonomik tedbirlerden olan Türk parasının yabancı paraya karşı devalüe edilmesi olgusuna dayandırmıştır. Hemen belirtelim ki; borç ilişkisinin kurulmasından sonra borçlunun kusuru olmaksızın edim (borç) imkansızlaşmışsa bu durumda borç sona erer. Bu halde BK. md. 117.de anlamını bulan imkansızlık söz konusu olur. Oysa uyarlama olgularında olduğu gibi borçlu yönünden edimin ifasının aşırı ölçüde güçleşmesi BK. md. 117 dışında kalır. Gerçekte de "AŞIRI GÜÇLÜK" "İFA İMKANSIZLIĞI" ile karıştırılmamalıdır. Zira imkansızlık hali borç ilişkisini kendiliğinden sona erdirir. Sözleşmenin yeni durumlara uydurulmasına imkan vermez. O nedenle olaya ifa imkansızlığı açısından değil aşırı güçlük yönünden bakmak gerekeceği açıktır.
Davalı tacirdir. Türk Ticaret Kanununun 20. maddesinde her tacirin ticarethanesine ait bir takım faaliyetlerde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi açıkça vurgulanmıştır. O nedenle daha çok 1980 yılından sonra egemenliğini sürdüren ve her yıl artan olgu olarak ekonomiye etkisini koyan enflasyonist olayların hükümetçe alınacak ekonomik tedbirlerin önceden tahmin edilebilir, öngörülebilir olduğunun tacir olan davalı yönünden kabulü gerekir. Hal böyle olunca davalının fiyat önerisinde bunları düşünerek hareket ettiği benimsenmelidir. Bu durumda davalının savunmalarının hukuki dayanaktan yoksun kaldığı açıktır.
Yargıtay ın sapma göstermeyen yerleşmiş içtihatları da bu doğrultuda devam etmektedir. Bunun yanında uyuşmazlığa ayrıca yanlar arasında sözleşme hükümlerinde bakılmalıdır. Gerek ihale şartnamesinde ve gerek sözleşmede ekonomik tedbirler olarak hükümetçe alınacak kararların bir mücbir sebep olarak kabul edilemeyeceğinin kararlaştırıldığı görülmektedir. Nitekim hem ihale şartnamesi hem de sözleşmenin 15. maddelerinde mücbir sebepler tek tek sayılmış davada savunulan olgular bir mücbir sebep olarak kabul edilmemiştir. Yine anılan maddelerin sözleşmenin fiyat farkına ilişkin ve ihale şartnamesinin 14. maddeleri ile amaççı yorumla karşılaştırıldığında davalının fiyat yükselmesinden dolayı süre uzatılmasını dahi istemeyeceği bir konuda bu kez edimin ifasında fiyatların yükselmesini aşırı bir güçlük olarak kabul etmenin sözleşme hükümlerine aykırılık teşkil edeceğinde duraksamaya yer olmamalıdır.
Öte yandan bir an için davalının dayandığı ekonomik olguların sözleşmenin ifasını güçleştiren umulmayan, öngörülmeyen bir hal olduğunun benimsenmesi durumda bunun sözleşmenin işlem temelini kökünden sarsıp bozması "İŞLEM TEMELİNİN ÇÖKMESİ"nin subut bulması o nedenle de ifanın yerine getirilememesinin sözleşme adaleti ilkelerince haklı görülmesinin kanıtlanıp belirlenmesi şarttır. Oysa hükme esas tutulan bilirkişinin tespit ettiği ve ifanın aşırı güçlük içinde gördüğü fiyat ile davacının sözleşmede kabul ettiği fiyat arasındaki miktar işlem temelinin çökmesine neden olacak ağırlıkta bir fiyat farkı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Hal böyle olunca gerek sözleşme hükümlerine gerekse işlem temelinin çökmesine ilişkin genel kurallar altında davalının savunması gerçekleşmemiştir. Davanın hukuki nitelendirmesinde ve çözümünde izlenecek yöntem aşağıda açıklanmıştır. 2886 Devlet İhale Yasasının 62. maddesi borçlu olan müşterinin temerrüdü halinde BK.nun 106. maddesinde olduğu gibi alacaklıya ifa ile birlikte geciken ifa dolayısı ile zararı veya ifadan derhal vazgeçip olumlu zararını veyahut sözleşmeyi fesedip olumsuz zararını isteme konularında seçimlik haklar tanımamış, aksine sadece sözleşmeyi fesih yetkisi tanımış ancak fesih halinde istenebilecek zararın niteliği kapsamı ve koşulları üzerinde durmamış salt hesabın genel hükümlerine göre tasfiye edileceğini açıklamakla yetinmiştir. Davaya konu sözleşme ile eki şartnamede bu konuda ayrık bir hükme de yer verilmemiştir. Öyle ise yasanın sözleşme ve eki şartnamenin yaptığı bu yollamalar nedeniyle olayda sözleşme sorumluluğunu düzenleyen Borçlar Kanununun 106-108 madde hükümlerinin uygulanması gerektiğinde duraksanmamalıdır. Sözleşme sorumluğunda ise zarar, olumlu ve olumsuz zarar ayrımına tabi tutulmuştur.
Borçlu gereği gibi ve vaktinde yerine getirse idi alacaklının mameliki ne durumda olacak idiyse bu durumla eylemli durum arasındaki fark olumlu zararı oluşturur. Hemen belirtelim ki burada sözleşmenin fesedilmesinden değil, borun gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zarar söz konusudur. Olumsuz zarar ise uyulacağına ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkmasıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla; sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Sözleşmenin feshinde istenebilecek zarar ise olumsuz zarardır. Sözleşmenin geçerliliğine ifa edileceğine inanılarak başka bir sözleşme yapma fırsatının kaçırılması nedeniyle uğranılan zarar da olumsuz zarar kapsamında değerlendirilmektedir.
Davacı bu davada, davalı borcunu yerine getirseydi kendisine ödeyeceği bedel ile bu borcun yerine getirilmemesi nedeniyle aynı malı almak için ikinci ihale sonucu ödemek zorunda kaldığı bedel arasındaki fark tutarını eş söyleyişle olumlu zararını iştemiştir. Ancak davacı ile davalı arasındaki sözleşme fesih edildiğine göre davacının hükümsüz kalan bu sözleşmeye tekrar dönerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararını istemesine hukuken olanak bulunmamaktadır. Ne var ki davacının olumlu zararını istemesi hakimin ileri sürülen olayları doğru olarak nitelendirip gerçekleşecek olumsuz zararı hüküm altına almasına engel teşkil etmeyeceği de göz ardı edilmemelidir.
Somut olayda davalıdan önce ilk ihaleye katılan ve en uygun fiyat verenin teklif ettiği birim fiyat 27.750. TL.dır. İşte davacı idare davalı ile sözleşme yapmakla bu bedeli diğer bir anlatımla bu fiyatı öneren Mehmet Donkaz ile 27.750 TL. üzerinden sözleşme yapma fırsatını kaçırmıştır. Şu durum karşısında sözleşme feshedildiğinden davacının kaçırdığı bu fırsat esas alındığında davalının ödemekle yükümlü tutulması gereken giderim tutarı 59.670.000 TL.dır.
Öte yandan taraflar eksiltme şartnamesinin 10. maddesi hükmü ile ceza koşulunu 10 gün ile sınırlandırmışlardır. Devlet İhale Yasasının 62 ve şartnamenin 24. maddesi de sözleşmenin feshi için öngörülmüş olan en az 10 günlük ihtarlı süre için ayrıca ceza koşulu ödeneceğine ilişkin bir kararlaştırmada bulunmamaktadır. O nedenle davacı 10 günlük ihtarlı süre ile ilgili olarak ceza koşulu isteyemez. Tüm açıklananların ışığında mahkemece davacı idarenin kaçırmış olduğu fırsat (olumsuz zarar) tutarı 59.670.000 TL. ve 10 günlük cezalı süre karşılığı 4.000.000 TL. ile ikinci ihaledeki ilam masrafı 2.424.600 TL. olmak üzere 66.094.600 TL. üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerekir. Hukuki nitelendirmede sözleşme ve yasa metinlerini yorumda hataya düşülerek hukuki tanımın hakimin görevi içinde olmasına ilişkin yasal kural (HUMK.nun md. 76) gözardı edilmek suretiyle sırf bilirkişi görüşlerine bağlanarak yazılı şekilde hüküm kurulması usule ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle davacı yararına BOZULMASINA, 16.4.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.
YKD. Temmuz-1996
Full & Egal Universal Law Academy