(6762 S. K. m. 688)
Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün taraflar avukatınca süresi içinde temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar : Davacı, arkadaşı olan davalının nakit sıkıntısına düşünce kendisini ortak aldığını, 28.4.1993 tarihli vekaletname ile vekil tayin ettiğini, karşılıklı güven ortamı içinde ortaklık için araç alındığını, bedel ve vergi için düzenlenen senetleri kendisinin de kefil olarak imzaladığını, dava konusu senedin de hile ile önüne konulup incelenmeye dahi lüzum görmeden imzaladığı, sonradan isminin ilave edildiği bir senet olduğunu, davalının tüm, bunları sağladıktan sonra kendisini azlettiğini, hesap çıkardıklarını kendisinin alacaklı çıkıp takip yapmasına kızan davalının da hile ile alınan senedi takibe koyduğunu öne sürerek borçlu olmadığının tesbitine 1.2.1994 tanzim, 1.3.1994 vade tarihli 100.000.000 TL. lık senedin iptaline, takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı hile iddiasının yersiz olduğunu, borç verilen para karşılığı senedin alındığını bildirerek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece bono ve takip nedeniyle borçlu olmadığının tesbitine karar verilmiştir.
Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1- Mahkemece de kabul edildiği gibi davalının dayandığı belge kayıtsız şartsız bir borcun ödenmesi vaadini taşımadığı için bono niteliğinde değildir. Ancak davacı gerek dava dilekçesinde ve gerek yargılamanın çeşitli aşamalarında özelikle (19.2.1997 günlü oturumda) açıkça bunun kendisi tarafından düzenlenerek davalıya verildiğini kabul etmiştir. Böylece bono niteliğinde bulunmayan bu belge bir borç taahhüdü amacıyla verildiği davacı tarafından da kabul edildiği için bunun borç ikrarını taşıyan bir belge olduğunun kabulü zorunludur. Bu yorum tarafların iradesine ve kabullerine daha uygun düşmektedir. Kaldı ki davacı başlangıçta bononun kayıtsız şartsız bir borcun ödenmesi vaadini taşımadığı iddiasını ileri sürmemiş bunu bilirkişi raporundan sonra 4.4.1997 günlü dilekçesinde beyan etmiştir. Esasen iddianın bu şekilde genişletilmesine de davalı muvafakat etmemiştir. Bu nedenle anılan belgenin aksini ispat yükümlülüğü davacıya aittir. Oysa davacı bu iddiasını yasal delillerle ispat edememiştir. Davacı dava dilekçesinde (her türlü yasal deliller) demek suretiyle yemin deliline dayanmıştır. O halde davacıya bu hakkının varlığı hatırlatılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken davaya ve toplanan delillere aykırı biçimde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2- Bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın birinci bend gereğince davalı yararına BOZULMASINA, ikinci bendde açıklanan nedenle davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 19.03.1998 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy