(818 S. K. m. 63, 64) (743 S. K. m. 2, 3)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili davalılardan tapu dışı harici senetle satın ve teslim aldıkları taşınmazın kadastro sırasında davalılar adına tescil edilip üçüncü şahsa satıldığını, satış tarihindeki birim fiyatı üzerinden hesaplanan 450.000.000 lira zararın yasal faizi ile müştereken ve müteselsilen ödetilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili tapulu taşınmazın harici satışının geçersiz olduğunu zamanaşımının dolduğunu talebin fahiş olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davalılar kendilerine ait olduğu güvencesi ile iştirak halindeki dava konusu taşınmazı davacıya tapu dışı senetli satıp teslim etmişlerdir. Kadastro sırasında başka paydaşların da bulunması ve satımın kabul edilmemesi nedeni ile taşınmaz iştirak halinde davalılar ile dava dışı paydaşlar adına tescil edilip üçüncü şahsa satılmıştır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler haksız iktisap kurallarına göre tasfiye edilirken denkleştirici adalet kuralının da gözetilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve o şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak iadesi dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır. Ancak burada denkleştirme yapılırken bir hususa daha dikkat edilmelidir. İade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilmeyeceğini öğrendiği tarihte iade kapsamını tespitle önemli olduğu unutulmamalıdır. Zira geçersiz sözleşmenin artık ifa edilmeyeceğini bile bile haksız zenginleşmenin iadesini istemeyen alacaklı zararının artmasına kendisi sebep olacağından bu artan zararının iade borçlusundan isteyememelidir.
İade edilecek zenginleşme bedelini tayinde; geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın da istenebileceği bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar dahi olabileceğinin gözetilmesi gerekmekte olup BK. 63 ve 64. maddeleri uyırnca haksız zenginleşenin iyi niyetli mi kötü niyetli mi olduğunun da araştırılması zaruridir. Kötüniyetle elden çıkarmışsa bu zenginleşmeyi iade tarihinde olması gereken durumuyla ve tam olarak iade etmekle yükümlüdür. İade borcunun kapsamının tayininde zenginleşenin iyiniyetli sayılıp sayılmayacağı hususu MK. 3. maddesi hükmü uyarınca belirlenecektir. İade alacaklının iade borçlusunun iyiniyetli olmadığını ispat etmesi asıl kural ise de olayın özellikleri zenginleşenin iyiniyetli olmadığını açıkça gösteriyor ise ayrıca ispatlanmasına gerek yoktur.
Tüm, bu açıklamalar sonucunda olayımızda davacının 23.3.1990 tarihli harici satış senedi ile davalılara 4.500.000 lira ödediği bunun karşılığında davalıların edimlerini yerine getirmediği ve taşınmazın üçüncü şahsa satıldığı tartışmasızdır. Dava 13.3.1997 tarihinde açılmıştır. Davalıların aldığı satış bedeli nedeniyle haksız olarak zenginleştiği ve bu zenginleşmenin davacıya iade edilmesi gereği de belirgindir. Sorun bu iadenin kapsamını tayindedir. Davalılar geçersiz sözleşme yapmak, buna rağmen bu sözleşmede kararlaştırılan ödemeyi kabul ederek güven vermek suretiyle oluşan eylemlerinden dolayı kötü niyetlidir. Davacı da üçüncü şahsa satış nedeniyle bu geçersiz sözleşmenin ifa edilemeyeceğini bilen veya bilmesi gereken birisidir. Bu durum karşısında mahkemece yapılacak iş davacının 23.3.1990 tarihli geçersiz sözleşme ile ödediği 4.500.000 liranın üçüncü şahsa satış tarihi itibari ile ulaşacağı alım gücünün ne olabileceğinin açıklanan esaslar ışığında ve gerektiğinde uzman bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlemek belirlenecek bu değerden satış bedeli düşüldükten sonra bakiyesine hükmetmek gerekir.
Mahkemece yazılı nedenlerle davanın reddine karar verilmesi Usul ve Yasa'ya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle Usul ve Yasa'ya aykırı olan hükmün davacı yararına (BOZULMASINA) oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy