(818 S. K. m. 44, 98, 252)
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı esas davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı karşı davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı karşı davacı vekili avukat S. K. gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Asıl davada davacılar, davalının tapu maliki olduğu 4593 parsel sayılı taşınmazı 24.10.1988 günlü sözleşmeyle 1.5.1989 tarihinden itibaren yedi yıl süreyle kiraladıklarını, kendi edimlerini yerine getirerek sözleşmede öngörülen yatırımları yaptıkların, işletme ruhsatı için Belediye'ye başvurduklarını, ancak, kendilerine teslim edilen yerin ön kısmının Hazinenin mülkiyetinde olması nedeniyle ruhsat verilmediğini, bu kısımdan yararlanılmaması halinde kiralanana amaca uygun şekilde kullanılmasının mümkün bulunmadığını ileri sürerek, tesbit raporunda belirlenen yatırım bedeli ile yoksun kaldıkları kar toplamı 927.790.066 TL. nin yasal faiziyle birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davacıların kiralananı iki yıl süreyle işlettiklerini, umdukları karı elde edemeyince bu davayı açtıklarını, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kısmın kiraya verilemeyeceğinin açık olduğunu, davacıların bunu bilerek sözleşme yaptıklarını, bu nedenle akdin feshin isteyemeyeceklerini savunarak davanın reddini; açtığı ve birleştirilerek görülen davada ise, ödenmeyen Kasım 1990-Ekim 199 tarihleri arasındaki döneme ait toplam 89.700.000 TL. kira parasının ıskonto faiziyle birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davacıların 24/11/1990 günlü ihtarnamesinde istenilen hususların davalı tarafından yerine getirilmemesi nedeniyle kira sözleşmesinin 8/12/1990 tarihi itibariyle feshedilmiş olduğu, davacıların bu tarihten sonraki kira paralarından sorumlu tutulamayacakları, sözleşmenin feshinde davalının kusuru bulunmadığı ve sabit tesislerin süre sonunda kiralayana bırakılacağının sözleşmede kararlaştırılmış olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kısmen kabulü ile, 1/11/1990-8/12/1990 tarihleri arasına ait kira parası 8.233.333 TL. nin ödetilmesine, fazlaya ilişkin isteğin reddine karar verilmiş, hüküm birleştirilen davanın davacısı C. Ö. tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında 1.5.1989 başlangıç tarihli ve yedi yıl süreli bir kira sözleşmesinin bulunduğu, birleştirilen davanın davalısı kiracıların, ruhsat alınamadığı gerekçesiyle süre bitmeden sözleşmeyi feshederek kiralananı boşalttıkları uyuşmazlık konusu değildir. Kira sözleşmesinin 3. maddesinde, kiralananın mülkiyeti C. Ö.'a ait 4593 parsel sayılı ve 1120 metrekare mesahalı taşınmaz ve üzerinde kurulu turistik tesisler olduğu açıkça belirtilmiş, 4. maddede ayrıca deniz kenarındaki terasların bir bölümünün de tanzim edilip işletilmesi kararlaştırılmıştır. Bu maddede sözü edilen yerlerin, 3621 sayılı kanun uyarınca devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve bu nedenle de kiralanması mümkün olmayan kıyı şeridinde bulundukları dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Kanuna açıkça aykırı olması nedeniyle sözleşmenin buna ilişkin hükmü geçersizdir. Hal böyle olunca kiralayanın bu kısımla ilgili olarak işletme ruhsatı alınmasını temin etme yükümlülüğünün hukuken varlığından söz edilemez. Sözleşmenin üçüncü maddesinde belirtilen yerlerle ilgili olarak ruhsatın alınmış ve belirli bir süre işletilmiş olduğu da, kiracıların kabulündedir. Bu durumda, kıyı şeridinde kalan bölüm için işletme ruhsatı alınamadığı gerekçesiyle kira sözleşmesinin kiracılar tarafından tek taraflı olarak feshedilmesinin kiralayanın kusurundan kaynaklanan, haklı bir fesih sayılamayacağı açıktır. Kiracılar, kiralananın, süre bitmeden önce kiralayanla vardıkları karşılıklı anlaşma uyarınca boşaltıldığını da iddia ve ispat edememişlerdir. Borçlar Kanunu'nun 252/1. maddesi hükmü uyarınca, kiracı kiralayanın kusuru olmaksızın, kiralananı kullanamaması durumunda, kira parasından sorumludur. Bu hüküm gereğince ve kural olarak kiracı, kiralananın aynı şartlarla yeniden kiraya verileceği tarihe kadar geçen dönemdeki kira parasını ödemekle yükümlüdür. Ne var ki, Borçlar Kanununun 98. maddesi hükmü yollamasıyla 44. madde hükmü uyarınca, kiralayanın da zararın artmasına sebebiyet vermemesi gerekir. Mahkemece, kiralayanın tahliyeyi öğrendiği tarih esas alınmak suretiyle, o tarihten itibaren taşınmazın aynı şartlarla hangi süre içinde yeniden kiraya verilebileceği bilirkişi aracılığıyla saptanıp, kiracıların o süreyle sınırlı olarak işleyecek kira parasından sorumlu tutulmaları gerekirken, yasa ve sözleşmenin yorumunda yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmiş olması yanlıştır, bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle, birleştirilen davanın davacısı C. Ö. yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 6.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalı karşı davacıya ödenmesine, 30.6.1998 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy