(743 S. K. m. 2, 633, 634) (818 S. K. m. 11, 44, 98/2, 213) (2644 S. K. m. 26)
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, davalı A..... Belediyesinin 19.7.1984 tarih, 2013 sayılı encümen kararıyla açık pazar yeri tesis etmek amacıyla kamulaştırma yaptığını, taşınmazları kamulaştırılan diğerleriyle birlikte davalıya başvurduklarını, davalının bunun üzerinde 10.10.1985 tarih, 76 sayılı meclis kararı alarak bu kararla kamulaştırma bedeline karşılık kamulaştırması yapılan alanda inşa edilecek dükkanlardan tapudaki hisseleri oranında birer dükkanın mülkiyetini vermeyi kabul ve taahhüt ettiğini, karara uygun olarak aldıkları kamulaştırma bedelini davalıya iade etmelerine rağmen davalının edimini yerine getirmediği gibi yönetimin değişmesini fırsat bilerek 12.6.1989 tarihli yeni bir meclis kararıyla önceki 10.10.1985 tarih 76 sayılı meclis kararını iptal etmiş olduğunu öğrendiklerini, davacının bir kamu hukuku kuruluşu olarak tek taraflı alacağı
bir kararla taahhüdünden dönemeyeceğini öne sürerek verilmesi kabul ve taahhüt edilen dükkanın dava tarihi değeri 4.000.000.000 TL.nın faizi ile birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, kamulaştırılan taşınmaz sahiplerinin tümünün aldıkları bedelleri iade etmediğini, ilk meclis kararında olduğu gibi belediye başkanıyla geçerli bir protokol imzalamadıklarını, belediyenin de bu işlemde menfaati bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki belge ve bilgilerden davacının üzerinde dükkanı olan tapulu taşınmazının 19.7.1984 tarihli Encümen kararıyla imar planı gereği açık pazar yeri yapılmak üzere kamulaştırıldığı, kamulaştırma işlemlerinin tamamlanmasından sonra davacının kendisi konumundaki diğerleriyle birlikte davalıya müracaat ederek kamulaştırmadan mağdur oldukları gerekçesiyle kamulaştırma bedeli âlmamalarına karşılık kamulaştırılacak alanda dükkan yapıldığı takdirde kendilerine tapularındaki miktarlar nisbetinde birer dükkan verilmesini teklif ettikleri, davalı Belediyenin 10.10.1985 tarih ve 76 sayılı meclis kararıyla taşınmaz sahiplerinin bu tekliflerinin kabul edildiği taşınmaz sahipleriyle yapılacak pazarlık ve protokolün imzalanması için başkana yetki verildiği, bu kabule uygun olarak davacının almış olduğu kamulaştırma bedelini iade edip, 18.12.1985 tarihinde istimlaken satış yoluyla taşınmazını tapudan temlik ettiği, davalının bu defa 12.6.1989 tarihli meclis kararı olarak taşınmaz sahipleriyle herhangi bir protokol yapılmadığı, taşınmaz sahiplerinin tümünün almış oldukları bedeli iade etmedikleri ve yapılan işlemlerde belediyenin yararı bulunmadığı gerekçesiyle 10.10.1985 tarih 76 sayılı meclis kararını iptal etmiş olduğu anlaşılmıştır. Esasen bu konularda yanlar arasında bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Tapulu taşınmazların mülkiyetini nakleden veya mülkiyetin nakli vaadini içeren sözleşmelerin hüküm ve sonuç doğurabilmesi, resmi biçimde yapılması koşuluna bağlanmıştır (MK. 634, BK. 11, 213, Tapu Kanunu 26. md.).
Somut olayda; 10.10.1985 tarih, 76 sayılı meclis kararı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının teklifi üzerine davalı A...... Belediyesinin imar planı gereği açık pazar yeri yapmak amacıyla kamulaştırdığı ve böylece MK.nun 633. maddesi hükmü uyarınca mülkiyetini iktisap etmiş sayıldığı tapulu taşınmaz üzerine yapacağı dükkanlardan, davacının kamulaştırılan taşınmazına uygun düşecek bir tanesinin mülkiyetini, kamulaştırma bedeline karşılık davacıya devir borcunu üstlendiği anlaşılmaktadır. Meclis kararı dışında yasaların öngördüğü biçimde resmi bir sözleşme yapılmadığına göre kural olarak taraflar arasında hukuken geçerli bir sözleşmenin varlığından söz edilemez. Ne var ki davalı kendisine güven duyulması gereken idari bir kamu
kuruluşu olup devamlılığı asıldır. O nedenle özel hukuk alanında yapmış olduğu hukuki iş ve işlemlerde gereken azami özeni göstermek, güven sarsıcı devamlılığı zedeleyici davranışlardan kaçınmak zorundadır.
Davalı Belediye, en yetkili organı olan meclis kararına rağmen bu kararı gereği edimini yerine getiren davacı ve diğer taşınmazları kamulaştırılan, kişilerle geçerli bir sözleşme yapmamıştır. Taşınmazı kamulaştırılan aldığı bedeli iade eden, hiç bir bedel almadığı halde bedeli peşin aldı göstererek tapudan da devir yapan davacının, meclis kararı gereğinin yapılacağına inanması, güvenmesi kadar doğal bir şey olamaz. Bu durumda, davalının haklı ve geçerli bir sebep göstermeksizin 12.6.1989 tarihli meclis kararıyla 10.10.1985 tarihli meclis kararını iptal etmesi ve geçerli bir sözleşmenin yapılmadığını ileri sürmesi MK.nun 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kurallarıyla da bağdaştırılamaz.
O nedenle, davalının hukuken geçerli sözleşme yapılmadığı şeklindeki savunmasına itibar edilemez. Hal böyle olunca da olayın bu açıklanan özelliği itibariyle taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmamakla birlikte örtülü de olsa şifahi bir sözleşmenin oluştuğunun ve davalının bu sözleşme ile bağlı olduğunun kabulü gerekir. Öte yandan BK.nun 98/2 maddesinin yollamasıyla olaya aynı Kanunun 44. maddesi hükmü de uygulanmalıdır. Davacı kendisine kamulaştırma bedeline karşılıklı kamulaştırılan alandan bir dükkan verilmeyeceğini öğrenmiş olmasına rağmen davayı geç açmakla zararının artmasına sebep olmuştur. Bu davranışının sonuçlarına da katlanmak durumundadır. O nedenle dava tarihindeki değerini değil, ancak 12.6.1989 tarihli meclis kararını öğrendiği tarihteki değerini isteyebilir. Öyle ise, mahkemece yapılacak iş davacının 12.6.1989 tarihli meclis kararını öğrendiği tarih itibariyle davacının kamulaştırılan taşınmazı ile kendisine verilmesi vadedilen dükkanın değerini ayrı ayrı konusunda uzman bilirkişi veya kurulundan alacağı dayanakları gösterir. Emsal mukayesesi yapan Yargıtay denetimine elverişli bir raporla saptamak, kamulaştırılan taşınmazının değerini aşmayacak şekilde davacıya verilmesi taahhüt edilen dükkan değerine hükmetmekten ibarettir.
Mahkemenin dosyada mevcut delilleri değerlendirmede ve uyuşmazlığı nitelendirmede yanılgıya düşerek, somut olayın özelliğine uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde davanın reddine karar vermesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan mahkeme kararının temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 9.11.1998 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy