(818 S. K. m. 103, 104, 105) (743 S. K. m. 6)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, ilgililere çağrı kâğıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan kimse gelmemiş olduğundan, incelemenin evraklar üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, Adana K. Köyü 1 pafta, 22 parsel sayılı taşınmazdan 300 m2'lik bölümü davalılardan harici senetle atın aldığını, tapusunu veremediklerini, ödemiş olduğu 15.000.000 TL satış bedelinin istirdadı için açtığı dava sonucu bu bedeli 7 yıl sonra 27.380.000 TL olarak tahsil edebildiğini, bu miktar paranın yargılamanın giderlerini dahi karşılamadığını, anılan bedeli başka şekilde değerlendirmesi halinde bugün için 1.500.000.000 TL'ye ulaşacağını öne sürerek fazlaya dair talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000.000 TL'nin müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılarca temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların, aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Mahkemesinde kabulüne olduğu gibi taraflar arasındaki uyuşmazlık ilama dayalı alacağını icra takibi sonucu tahsil etmiş olan alacaklının bu alacağını geç alması nedeniyle uğramış olduğu zararlardan dolayı borçlularından başkaca alacak hakkı bulunup bulunmadığında toplanmaktadır. Bu nitelikteki bir uyuşmazlığın sağlıklı çözümü öncelikle "munzam zarar" temerüt faizi ile "karşılanmayan zarar" veya "temerrüt faizini esas zarar" kavramlarının hukuki niteliği ve koşullarının açıklanmasına bağlıdır.
Borçlunun temerrüdü sonucu bir para borcunun vadesinden sonra ödenmesi veya hiç ödenmemesi olgusundan alacaklının zarar gördüğü veya göreceği inkâr edilemez. Nitekim yasa koyucu bu gerçeği kabul ederek alacaklının bu yolla oluşacak zararının kural olarak temerrüt faizi ile karşılanabileceğini BK'nin 103. maddesiyle hükme bağlanmıştır. Yine yasa koyucu kuralı böyle koymakla birlitkte alacaklının borçlu temerrüdü ile oluşan zararının her zaman zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zarardaki tanzim ile yükümlüdür..." hükmünü getirmiştir (BK madde 105). Anılan yasa maddesinde geçmiş günler faizini açan zarardan söz edilmiş, zararın türü ve niteliği konusunda bir açıklama yapılmamış ise de; buradaki zararın hukukumuzdaki müspet (olumlu) zarar tanımlamasıyla eşdeğer bir zarar olduğunda duraksamamalıdır. Böyle olunca da munzam zararın "borçlu temerrüde düşmeden borcunu vadesinde ödemiş olsa idi, alacaklıı mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda oluşan durum arasındaki farkın temerrüt faizi ile karşılanamayan bölüme isabet eden zarar" olarak tanımlanması mümkündür.
Munzam zarar borcu, borçlu temerrüdü ile oluşmaya başlayan asıl borcun tamamen ödendiği tarihe kadar artarak devam eden asıl borçtan bağımsız yeni bir borçtan asıl borcun kaynağı haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya sözleşme olduğu halde bu borcun kaynağı asıl borcun temerrüde uğraması gibi hukuka aykırılıktır. O nedenle asıl alacak ve faizleri hakkında icra takibi yapılması veya dava açılması sırasında istenmemiş olması veya saklı tutulmamış olması sonradan ayrıca dava ve takiple istenmesine engel teşkil etmez.
Munzam zarar alacaklısı ana para alacağının varlığını, bu alacağı ödenmesindeki borçlu temerrüdünü temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını ve miktarını, zararla borçlu temerrüdü arasındaki illiyet bağını kanıtlamakla yükümlüdür (MK madde 6). Borçlu ise alacaklının munzam zararını ödeme yükümlülüğünden ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlmaakla kurtulabilir.
Alacaklının munzam zararını ve miktarını ispat yükümlülüğü, yıllık temerrüt faizi oranının, yıllık enflasyon oranında veya üzerinde tespit edilmiş olduğu durumalrda mutlak olarak uygulanabilir. Oysa ki ülkemizde, her yıl düşürüleceği vaa edilmesine karşısn yıllık enflasyonun ortalama % 80-90 hatta bazı yerler çok daha yüksek oranlarda seyretmesine rağmen, temerrüt faizlerinin bunun altında % 30-50 oranlarında muhafaza edildiği bilinen ve yaşanan bir gerçektir. Para; mal ve hizmet alımında kullanılan bir vasıtadır. Aldığı mal veya hizmet tutarına göre kendisine değer izale edilir. Enflasyonun paranın alım gücünü azalttığı da yadsınamaz. Temerrüt faizi oranından yüksek oranda seyreden enflasyon ortamında; paranın zaman içinde yitirdiği alım gücünün temerrüt faizi ile karşılanacağının kabulü mümkün değildir. Değişik bir anlatımla böyle bir ortamda aynı miktar paraya bir yıl önce alınan mal veya hizmetin bugün için alınması olanağı yoktur. Yine böyle bir ortamda bir yıl önce ödemesi gereken bir para borcunu bugün temerrüt faizi ile birlitke ödeyen borçlunun, paranın bir yıl önceki alım gücünü tam olarak ödediği söylenemez. Hal böyle olunca, BK'nin 103. maddesinde ifadesini bulan alacaklı zararın temerrüt faizi ile karşılanacağı varsayımı ile aynı yasanın 105. maddesinde düzenlenen munzam zararın alacaklının MK'nin 6. maddesi uyarınca ispat etmesi gerektiğine dair kuralın temerrüt faizi oranın yıllık enflasyon oranı üzerine hiç değimlse ynı oranda saptanması halinde değerlendirilmesi gerekli bir kural olduğunun kabulü gerekir. Ancak temerrüt faiz oranı yıllardır yaşanan enflasyon oranının altında seyrettiği için, bu hal alacaklının oluşacak zararın temerrüt faizi ile karşılamadığı, bunu aşan oranda zarar gördüğü gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. O nedenledir ki, bu gibi durumlarda alacaklının temerrüt faizini aşan zararının varlığı kabul edilmelidir. Hemen belirtelim ki bu bağlamda alacaklı zararın kapsamı konusu önem kazanmaktadır. Enflasyon oranının yüksek olduğu bir ortamda alacağını zamanında elde eden makûl orta düşünceli bir alacaklı enflasyon nedeniyle paranın alım gücünün düşmesini önlemek için bunu bir an önce mal ve hizmet alımlarına yöneltir veya en azından banka mevduat faizine, devlet tahviline, altına, yatırır veyahut da dövize dönüştürür.
Böyle bir kural yaşanan hayat gerçeklerine de uygun düşer.Kaldı ki, açıklanan ve bilinen bu olgular alacaklı lehine fiili bir karine oluştrur. Bu karinenin aksini savunan borçlu ise bu savunmasını ispat etmelidir.
Hemen belirtelim ki, alacaklı zamanında almış olsaydı, mal veya hizmet alımına mevduat faizine, devlet tahviline, altına veya dövize değil de çok daha gelir getiren başka yatırım alanlarına yatırıp gelir elde edeceğini sürerek, öne sürerek, çok daha fazla zarara uğradığının iddia ediyorsa bu iddiasını genel kural uyarınca somut delillerle kanıtlamalıdır.
Somut olayda davacının munzam zararının varlığı mahkemece açıklananlar ışığında doğru olarak kabul edilliş ise de, zarar kapsamını belirlemede yanılgıya düşülmüştür. Davcının ilamında dayalı alacağı 11.500.000 TL'dir. Bu miktar asıl para alacağı için davalıların temerrüt tarihi 5.5.1993 tarihidir. İcra takibi de bu alacak ve ferileri için yapılmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının hükmen kesinleşen 11.500.000 TL asıl alacağı ile bunun temerrüt tarihi göz ardı edilerek hesaplama yapılmıştır.
Mahkemece yapılacak iş; 5.5.1993 temerrüt tarihinde ödenmesi gereken davacının asıl alacağı 11.500.000 TL'nin faizi ile birlikte 26.12.1997 tarihinde ödenmiş olmasından dolayı, davacının uğramış olduğu zararı saptamak bu yolda bulunacak zarardan ayrı tarihler arası davalılardan icrada tahsil etmiş olduğu temerrüt faizleri tutarını mahsup ettikten sonra, davacının munzam zararını belirlemek ve istemle bağlı kalınarak sonucuna uygun bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemenin açıklanan hususları göz ardı ederek dosya içeriğine uygun düşmeyen yetersiz bilirkişi raporunu esas olarak yazılı şekilde karar vermesi usûl ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davalılar yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 01.11.1999 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy