(818 S. K. m. 39)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı, davalı hakime, 5.6.1995 günü bir adet macroplastıque set 1.3 cc teslim edildiğini, daha önce aynı malzemenin bedelinin tahsili istemiyle ilgili hasta aleyhine açılan davanın reddedildiğini, o davada tanık olarak dinlenen davalının, dava konusu seti dvacıdan teslim aldığını kabul ettiğini, esasen 5.6.1995 günlü irsaliye ile malın davalıya teslim edilmiş olduğunu ileri sürerek, setin aynen teslimine bu mümkün olmadığı takdirde bedeli 400.000.000.- TL'nin ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu setin Nurcan Burmalı isimli hastaya uygulandığını, ameliyathanede hasta adına ve bedelin ödeneceğinin hasta tarafından beyan edilmesi üzerine davacının yetkilisinden teslim alındığını, hekim ile hastası arasında tedavi yönünden vekalet ilişkisinin bulunduğunu, bedelin kendisinden istenemeyeceğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalının dava konusu malzemeyi hastası adına ve vekalet ilişkisi içinde teslim almış olduğu, bu nedenle husumet düşmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu setin davalı doktor tarafından davacının yetkilisinden teslim alınmış olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Davalı, bu setin hasta Nurcan Burmalı için kullanıldığını savunmuştur. Ancak bu savunma yasal delillerle kanıtlanmadığı gibi, daha önce anılan hasta aleyhine aynı konuda açılan ve Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1997/118-439 sayılı dosyasında görülerek 10.6.1997 günlü kararla reddedilen davada, davacının teklifiyle davalı hasta, davaya konu setin kendisi için kullanılmadığına ve o davada tanık olan doktora bu konuda rıza da göstermediğine yemin etmiş ve böylece setin hasta Nurcan Burmalı için kullanılmamış olduğu hususu, her iki davanın davacısı olan şirket yönünden usulen kesinleşmiştir. Hal böyle olunca, bu davada da setin anılan hasta için ve oun isteği üzerine kullanıldığı savunmasına itibar edilemez. Bu durumda, davalının yetkisi bulunmadığı halde başkası adına akit yapmış olduğunun ve bu nedenle de Borçlar Kanunu'nun 39. maddesinin birinci fıkrası hükmü uyarınca, dava konusu setin bedelinden davacıya karşı sorumlu bulunduğunun kabulü zorunludur. Mahkemece yanlış değerlendirme sonucu, olaya uygun düşmeyen gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle davacı yararına (BOZULMASINA), 16.2.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy