(818 S. K. m. 106)
Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davacılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar, davalı V.'den satış vaadi sözleşmesiyle noterde bir taşınmaz satın aldıklarını sözleşmeyi tapuda şerh ettirdiklerini, davalı V.nin sözleşme gereğini yerine getirmediği için bu kez noterde fesih sözleşmesi düzenlediklerini, V.'nin kendilerine yapacağı ödemelerin teminatı olarak da tapudaki şerhin devam edeceğini kararlaştırdıklarını, davalı V.'nin edimini yerine getirmemesi halinde sözleşmede kendilerine tapu tescili davası açma hakkı tanındığını, davalı V.'nin fesih sözleşmesindeki edimini de yerine getirmediğini, bunun üzerine V. aleyhine tapu iptali ve tescili davası açtıklarını bu sırada tapu müdürü ve V.'nin birlikte hareket ederek usulsüz olarak tapudaki satış vaadi şerhini kaldırmak suretiyle taşınmazın üçüncü kişiye devrini sağladıklarını bu işlemde hazinenin de kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek şimdilik 10.000.000.000 TL tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine ve dava ihbar olunan D.'nin yapılan satış vaadi sözleşmesinin tapudan terkini işleminin mevzuata uygun olduğunu savunarak davanın reddini dilemişler; davalı V. duruşmalara katılmamış savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, tapu müdürü hakkında yapılan idari tahkikatın meni muhakeme kararıyla kesinleştiği fesih sözleşmesinden tapu müdürünün bilgisinin bulunmadığı bu sözleşmenin davacılarla davalı V. arasında bir iç ilişki mahiyetinde bulunduğu gerekçe gösterilerek tazminat talebinin reddine, fesih sözleşmesi nedeniyle davacılara ödenmeyen bakiye 4.215.000.000 TL. nin davalı V.'den tahsiline karar verilmiş; hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılarla davalı V. arasında düzenlenmiş bulunan 7.8.1996 tarihli fesih sözleşmesi karşılıklı taahhütleri havi sözleşme niteliğindedir. Borçlar Kanunu 106. maddesi hükmü gereğince taraflardan biri mütemerrit olduğu takdirde diğer borcun ifa edilmesi için münasip bir mehil tayin edebilir. Bu mehil zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğu takdirde alacaklı, onun ifasını talep ve gecikme sebebiyle zarar ve ziyan davası açabilir. Akdin icrasından ve gecikme sebebiyle zarar ziyan talebinden vazgeçtiğini beyan ederek borcun ifa edilmemesinden dolayı zarar ve ziyan talep edebilir veya akdi feshedebilir.
Olayımızda sözleşmeyle kararlaştırılan edimlerden davalı taksitlerin bir kısmını ödememiş olmasına rağmen davacı taraf, yasanın bu maddesinde öngörülen bu hakkını derhal kullanarak akdi feshetmemiştir. Aksine gecikmeli de olsa sözleşmeye göre davalının yapmış olduğu ödemeleri kabul etmiştir. Böylelikle tercih hakkını fesih sözleşmesinin feshi yönünde değil ifası yönünde kullanmış sayılır. Tercih hakkını akdin ifası yönünde kullanan davacılar, sonradan bundan dönerek bu haklarını fesih yönünde değiştiremezler. Böyle olunca da teminat olarak kalması kararlaştırılan satış vaadi hukuken geçerlilik kazanamaz ve satış vaadi sözleşmesinin ifası karşılığı zarar ziyan istenemez. Satış vaadi sözleşmesinin artık davalıya karşı ifası isteyemeyeceği için tapu müdürünün yapmış olduğu hukuka aykırı işlem de davacılara bir hak bahşetmez. Mahkemece, davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken kararda yazılı gerekçelerle reddedilmiş bulunması doğru değildir. Bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK. nun 438/son maddesi hükmü gereğidir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle sonucu itibariyle doğru olan hükmün gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASINA, 08.03.1999 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy