(2004 S. K. m. 72/4)
Dava: Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca duruşmalı davalı tarafından duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılardan Gülsen ile davalı vekili avukat Orhan gelmiş diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak, dosya incelendi gereği düşünüldü.
Karar: Davacılar, davalıya olan borçları nedeniyle 9.10.1995 tanzim 9.1.1996 vade tarihli ve 1.498.000.000 lira bedelli bonoyu imzalayıp verdiklerini, ancak bu bonoyu vadesinde ödeyemediklerini ve bu nedenle faizin de ilave ederek 11.11.1996 tanzim, 11.4.1996 vade tarihli bir başka bonoyu verdikleri, ne var ki davalının 9.10.1995 tanzim tarihli bonoyu bulamadığını, bulduğunda iade edeceğini belirtip buna dair bir belge verdiğini, buna rağmen davalının bonoyu iade etmediğini ve her iki bono hakkında da icra takibi yaptığını öne sürerek 9.10.1995 tanzim tarihli bonodan dolayı borçlu olmadıklarının tesbitine karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davacılara verdiği belgede bahsi geçen senedin başka bir senet olduğunu, 11.1.1996 tanzim tarihli bononun başka bir borç nedeniyle düzenlendiğini savunarak davanın reddini dilemiş, alacağının tahsilinin gecikmesi sebebiyle uğrayacağı tüm zararların davacılardan tahsilini istemiştir.
Mahkemece, davacıların davalarını ispat edemediklerinden bahisle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacılar ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacıların temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde; İİK. nun 72.maddesinin 4.fıkrası hükmüne göre borçlunun açtığı menfi tesbit davası sonunda davanın reddine karar verilmesi halinde dava sebebiyle alacaklının uğradığı zararın borçludan tahsiline karar verilir. Anılan kanun hükmü uyarınca icra takibi ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmuşsa davalı alacaklının zarara uğradığının kabulü gerekir. Davacılar dava dilekçelerinde icra veznesindeki paranın davalıya ödenmemesi için tedbir talep etmişler ve mahkemece de tedbir konulmuştur. Davalı alacaklı da cevap dilekçesiyle alacağının tahsilinin gecikmesi sebebiyle uğrayacağı zararın tahsilini talep etmiştir. Ancak Mahkemece davanın reddine karar verilmesine rağmen davalının bu talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir. Mahkemece bu yön gözetilerek davalının tazminat isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken bu hususta bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. Karar bu nedenle bozulmalıdır.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması usulün 438/7 maddesi gereğidir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacıların temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bent gereğince mahkeme kararının hüküm bölümünde yer alan davacıların davasının reddine cümlesinden sonra gelmek üzere (takip konusu alacak miktarı üzerinden hesaplanacak %40 oranında inkar tazminatının davacılardan alınarak davalıya verilmesine) sözlerinin ve rakamlarının yazılmasına, hükmün bu değiştirilmiş ve düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, peşin harcın onama harcından çıkartılmasıyla arta kalan 1.420.000 liranın temyiz edenden alınmasına, 20.000.000 lira duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 28.02.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy