(2762 S. K. m. 28)
Dava: Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi gereği düşünüldü.
Karar: Davacı, maliki olduğu taşınmazın tapu kaydında Şeyh Hamza Vakfı şerhinin bulunduğunu, davalının buna dayanarak kendisinden taviz bedeli aldığını, anılan vakfın gayrısahih vakıflardan olması nedeniyle taviz bedeline tabi bulunmadığını ileri sürerek, taviz bedeli olarak ödediği 153.125.000 TL.nin ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte geri alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, tapu kaydında şerhi bulunan vakfın gayrı sahih vakıflardan olduğu ve taviz bedeline tabi bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 153.125.000 TL.nin ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte geri alınmasına karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının maliki bulunduğu 9 nolu bağımsız bölümün tapu kaydında Şeyh Hamza Vakfı şerhinin bulunduğu ve davalının bu şerhe dayanarak davacıdan dava konusu taviz bedelini tahsil ettiği toplanan delillerden anlaşıldığı gibi, taraflar arasında da bu yönlerden bir uyuşmazlık yoktur. Hemen belirtilmelidir ki, Dairemizin sapma göstermeyen kararlarında ve öğretide kabul edildiği üzere, sadece aşar ve rüsumatın vakfedildiği gayrısahih vakıflar taviz bedeline tabi değildir. Davalı idarenin bu nitelikteki bir vakfa dayanarak taviz bedeli istemesine hukuken olanak bulunmamaktadır. Dayanılan 4103 Sayılı Kanun da, mutasarrıfların mülkiyet hakkını 17 Şubat 1341 tarih ve 552 Sayılı Yasa ile çok önceden kazanmış olmaları karşısında, bu türdeki vakıflar yönünden uygulanabilir nitelikte değildir. Esasen bu yön, mahkemenin de kabulünde olup, karar gerekçesinde vurgulanmıştır. Ne var ki, bir vakfın sadece aşar ve rüsumatın vakfedildiği gayrı sahih vakıflardan olup olmadığının ve dolayısıyla taviz bedeline tabi bulunup bulunmadığının saptanabilmesi, özel ve o alanda yeterli teknik bilgiyi gerektirdiğinden, bu yön ancak konusunda uzmanlığı bulunan bilirkişi ya da bilirkişi kurulu tarafından değerlendirilebilir. Dava konusu vakıf, daha önce bilirkişi raporları ve istikrar kazanmış Yargıtay kararlarıyla, bu nitelikte olduğu kesin olarak kabul edilegelen vakıflardan biri de değildir. Öte yandan, salt vakfiye örneğinin bulunmaması, bir vakfın gayrısahih nitelikte olduğunun kabulü için tek başına yeterli değildir. Hal böyle olunca, öncelikle taşınmazın tapu kaydında şerhi bulunan, Şeyh Hamza Vakfı'nın sadece aşar ve rüsumatı vakfedilmiş gayrısahih vakıflardan olup olmadığının bilirkişi aracılığıyla saptanması zorunludur. Mahkemece bu yönde bir inceleme yaptırılmamıştır. Mahkemece yapılması gereken iş, gerektiğinde Üniversite öğretim üyeleri arasından seçilecek, konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi kurulu aracılığıyla, dosyadaki şahsiyet ve zapt kararları, tapu kayıt örnekleri ile toplanan ve varsa taraflarca sunulacak olan tüm diğer deliller çerçevesinde inceleme yapılmak suretiyle, dava konusu vakfın tür ve niteliğinin, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde taviz bedeline tabi olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş ve denetime uygun bir bilirkişi raporuyla saptanması; ortaya çıkacak sonuç, sadece aşar ve rüsumatın vakfedildiği gayrısahih vakıflardan biri olduğu yolunda ise şimdiki gibi isteğin kabulüne; değilse, davalının taviz bedeli istemekte haklı bulunduğu benimsenerek davanın reddine karar verilmesidir. Eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması usule ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle davalı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine 22.02.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy