(4077 S. K. m. 4)
Dava: Taraflar arasındaki malın iadesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilâmda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılardan Gülüzar G. avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar, davalılardan yetkili satıcı E... Otomotiv A.Ş.den 22.10.1996 tarihli fatura ile satın aldıkları 1977 model O... V... marka otomobilin henüz 23 aylık ve 42.000 KM.de iken imalattan kaynaklanan gizli ayıplarının ortaya çıktığını, yetkili servislerce bu ayıpların giderilemediğini öne sürerek otomobilin yenisi ile değiştirilmesine veya sıfır km. değerinin ödetilmesini istemişlerdir.
Davalı O... Türkiye Ltd.Şti. davacılardan Gülizar'ın dava açabileceğini, diğer davacının sıfatının bulunmadığını, araçta gizli ayıpta bulunmadığını, yenisi ile değiştirilme koşullarının gerçekleşmediğini beyanla davanın reddine karar verilmesini savunmuş, diğer davalı ise davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece aracın 22.10.1996 tarihinde satın alındığı, bu arada 42.000 km. yol katedildiği, davacıların ayıplı olduğunu iddia ettikleri aracı 15 gün içinde davalı tarafa iade etmesi şart olduğu halde yerine getirilmediği, bu durumda yenisi ile değiştirilmesinin istenemeyeceği gerekçesi ile davacılardan Gülizar G. davacının esastan, diğer davacı davasının ise husumetten reddine karar verilmiş, hüküm davacı Gülizar G. tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, satılandaki gizli ayıplar nedeniyle yenisi ile değiştirilmesi veya sıfır km.deki değerinin ödetilmesi istemiyle 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümlerine göre açılmış bir davadır. Garanti kapsamındaki otomobil davacıya 22.10.1996 tarihinde satılıp teslim edilmiş, garanti süresinin dolmasından sonra bu dava 21.10.1998 tarihinde açılmıştır. Davanın hukuki dayanağı ise 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 4. maddesindedir.
Anılan yasa maddesinin 1. fıkrasında ayıplı mal tanımı yapıldıktan sonra, 2. fıkrasında malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde tüketicinin tercih hakları belirtilmiş 3. fıkrasında da satılan malın ayıbı gizli nitelikte ise veya ayıp tüketiciden hile ile gözlenmiş ise satıcının 15 gün içerisinde kendisine başvurulmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacağı hükme bağlanmıştır. 4. fıkrasında da zaman aşımına ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Dava teslimden itibaren 2 yıllık süre içinde satılandaki gizli ayıp hukuksal nedenine dayalı olarak açılmıştır.
Mahkemece iddia edildiği gibi satılanda tanımlanan şekliyle gizli ayıp bulunup bulunmadığı konusunda hiçbir inceleme ve araştırma yapılmadığı gibi davada öne sürülen gizli ayıpların giderilmesinin mümkün olup olmadığı, mümkün ise nasıl ne miktar giderimle mümkün olacağı da araştırılmamıştır.
Yeri gelmişken hemen vurgulayalım ki dosyadaki belge ve bilgilerden ve dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının onarım yönünden öncelikle tercih hakkını kullandığı, ancak onarım yapılarak araç ayıpsız olarak kendisine iade edilemediği için de bu defa yenisi ile değiştirilmesini istediği anlaşılmaktadır. Davacıya tüketici olarak, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanununun bu imkanı vermediğinin kabulü, B.K.nun alıcıya tanıdığı hakkı bu yasanın tanımadığının kabulü sonucunu doğurur ki böyle bir kabul anılan yasanın amacına aykırı düşer.
Öte yandan davalı taraf davacının müteaddit başvurularına, onarım için ayrıca uğraş vermelerine rağmen aracın yenisi ile değiştirilmesini kabul etmediği için aracı 15 gün içinde davalı tarafa iade verme yükümlülüğü de bulunmamaktadır. Davalının yenisi ile değiştirmeyi kabul ettiği açıklamasından sonra davacı ayıplı aracı aynı anda iade edip, yenisini alma hakkını kazanabilir. Mahkemenin gerekçesinde olduğu gibi hiçbir karşılık almadan davacının elinde bulunan ayıplı malı 15 gün önceden iade etmesinin dava şartı olduğu kabul edilemez. Davalı taraf yenisi ile değiştirmeyi kabul etmesine rağmen davacının ayıplı aracı iadeye yanaşmadığı şeklinde bir savunmada da bulunmamışlar.
Aksine tüm yargılama boyunca gizli ayıp bulunmadığı, davacının yenisi ile değiştirme isteyemeyeceği savunulmuştur. Bu savunma şekli dahi mahkemenin dava şartı gerekçesinin yasal olmadığını göstermektedir.
Değinilen tüm bu açıklamalar ışığında mahkemece konusunda uzman bilirkişi veya kurulun marifetiyle araç üzerinde uygulama yapılarak davadaki ileri sürülen olguların kullanım hatasından mı yoksa imalattan kaynaklanan sonradan ortaya çıkan gizli ayıplar nedeniyle mi oluştuğu saptanmalı, gizli ayıp olduğunun saptanması halinde aracın bu ayıplardan tamamen temizlenmiş olarak onarımın mümkün olup olmadığı , onarımı mümkün ise dava tarihi itibariyle piyasa raiçlerine uygun olarak onarım giderinin ne olabileceği saptanmalı, bu konularda bilirkişi veya kuruluştan dosyadaki tüm belge ve deliller tartışılarak dayanaklarını gösterir şekilde gerekçeli, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmalı, sonuçta gizli ayıplar nedeniyle onarımının mümkün olmaması halinde davacının yenisi ile değiştirilmesi veya yeni bedelin ödenmesi talebi kabul edilmeli, onarımın mümkün olması halinde davacının öncelikle onarım tercih hakkını kullanmış olması davalıların onarımı bedelsiz yapma yükümlülüğü gözetilerek çoğun içinde azda vardır kuralı uyarınca onarım bedeline hükmetmekle yetinilmeli, kullanım hatasından kaynaklandığının ve gizli ayıp niteliğinde bulunmadığının saptanması halinde ise davanın reddine karar verilmelidir.
Mahkemenin hiçbir inceleme ve araştırma yapmadan yasanın yorumunda yanılgıya düşerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar vermesi usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle temyiz olunan mahkeme kararının temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 21.2.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy